Yazı Detayı
20 Haziran 2016 - Pazartesi 15:47 Bu yazı 1240 kez okundu
 
ARAP BAHARI
Orhan Aktürk
oreecan@hotmail.com
 
 

2010 yılında başlayıp günümüze değin devam eden 'Arap Baharı' diye tabir ettiğimiz büyük çaplı bir ihtilalden başlayalım .

Neredeyse tüm Arap dünyasını kapsayan Orta Doğuyu kan gölüne çeviren özgürlük ve demokrası için yapılan ayaklanmalardır . İlk olarak 2010 yılında Tunusta başlayan ve Zeynel Abidin Bin Ali'nin devrilmesiyle devam eden olaylar ardı sıra kesilmeden Mısır , Libya ve kısa sürede neredeyse tüm Orta Doğu Müslüman ülkelerini sarmıştır.

Dikta yönetimlere karşı başlatılan bu büyük çaplı ayaklanmalar yer yer başarılı olmuş olsada ( Libya ,Mısır vs.) bazı devletlerde başarısızlıkla sonuçlanmıştr(Suriye) . Başarıdan bahsederken bu uğurda dökülen kanları katledilen çocukları harap edilen evleri yitip gitmiş canları hesaba katmak lazım .

Uğruna nice şeyler bahşedilen bu ayaklanmalar hiçbir ülkede refah ortamını sağlamış değill . Tam tersine süregelen düzeni daha çok bozmuştur . Mısır , Libya , Suriye örneklerini göz önünde bulundurursak Mısır ; askeri darbeyle yönetime gelen sözde liderle yönetiliyor , Libya seçimle iş başına gelmiş yönetici olmasına rağmen ekonomik durum can alıcı düzeyde , Suriyenin durumu ise belirsizliğini koruyor .

Gel gelelim esas konumuz Suriye'ye ... 
11 mart 2011 tarihinden itibaren Suriye'yi kan gölüne çeviren ayaklanma başladı . Ve halen devam ediyor . Tabi bunun daha önceside var . Osmanlı devleti yıkılıp yerine Türkiye cumhuriyeti kuruldaktan sonra tabir-i ricaiyse öksüz orta doğu oluşmuştur . Huzursuzluklar bu dönemde başlamış, İsrail savaşlarıyla şaha kalkmış ve son olarak Diktatör esada karşı patlak vermiştir. 
Peki ya bu Suriyelilerin istediği ne ? 
Bu soruya şu şekilde cevap verebiliriz : Tüm arap baharı ayaklanmalarında olduğu gibi demokrasi ve özgürlük ! 
Suriye'de özgürlük ve demokrası yokmuydu ? 
Beşar esadın babası hafız esad 22 şubat 1971 de Ahmet El Hatipten devr aldığı devlet yönetimini tam anlamıyla bir diktatörlüğe çevirmiştir . 1971 yılından 2000 yılına kadar suriyenin devlet başkanlığını devam ettirmiştir . 2000 den sonra ise . Senaryo değişmedi . Sahnede bu sefer Oğul Beşar Esed vardı . Senaryo aynıydı fakat başrol değişmişti . Yerine gelen oğlu beşar esad da babasının yolundan gidip dikta yönetimini sürdürmüştür. Ta ki Arap baharının patlak vermesiyle birlikte Suriye halkınında özgürlük ve demokrasi talep etmesine kadar .

11 mart 2011 tarihde Suriye halkı bu gidişata bir dur demek için ayaklandı. Fakat bu ayaklanma Suriye devletini baştan sona mahvetti . Diktatör esad babasının yaptığı gibi kendi halkına kıyım yapmaya başladı . Şerihleri bombalarla yerle bir etti . Sivil halk hiçbir zaman umrunda olmadı . Ne de olsa koltuk sevdası herşeyi geçerdi . Şubat 2016 itibariyle yitip giden can sayısı 470.000 e vardı . Bu katledilenlerin çoğu mahsun sivil halk yani çocuk ve kadınlardan oluşuyordu . Şehirlere yağdırılan bombalar, kullanılan kimyasal silahlar , misket bombaları .... bunların çoğu savaş suçuydu fakat ölen bir müslümansa bunun bir önemi yoktu .
Bu katliyamlara daha fazla dayanamayan çaresiz Suriye halkı tek çare olarak Türkiyeye sığınmaya çalıştı . Ufacık bir yaşam umuduyla .. 
Peki ya karşılarına çıkan manzara ne oldu ?
Hor görülen 2. sınıf muamelesi yapılan bir durumla karşı karşıya kaldırdılar . Evini barkını, malını mülkünü bırakıp dindaş saydığı kardeş bildiği bir memlekette bununla karşılaşmak en çok canlarını yakan şey olmalıydı .

Bu yapılanlar revamıydı onalara ?
Çanakkalede imdadımıza koşan onlar Kat'ul amarede yardıma koşan onlar . En önemlisi din kardeşlerimize revamıydı bu ? Kimisi bu mazlum insanlara burun kıvırdı kimisi çemkirdi kimisi alaycı bir tavırla yaklaştı . Yapılan yardımlar oldu tabi . Ama bu yardımları onlara gereksiz görenlerde olmadı değil . Nitekim yapılan eğitim yardımlarında yerli yersiz konuşmalara çoğunuz şahit olmuşsunuzdur . 
Türkiye'de 2016 itibariyle 2.000.000 Suriyeli göçmen hayatını devam ettirmeye çalışıyor . Kimisi mülteci kamplarında hayat standartlarının olmadığı ortamlarda , kimisi sokakta kağıt toplayarak , kimiside yok pahasına bulduğu işte çalışarak yaşıyorlar . Kimin umrunda bunlar ? 
Yitip giden onca can var . Bu insanlar yardım eline muhtaç . Din kardeşin açken açıktayken insan nasıl beğenmediği yemeği çöpe atar veya rengini beğenmediği montu bir köşeye fırlatır . Emin olun bu insanların vebali tüm müslümanlara aittir .

Peygamber efendimizin bir hadisine değinecek olursak ; Komşusu açken tok yatan bizden değildir . Bu hadisteki komşu kelimesini sadece kapı komşusu olarak algılanırsa hataya düşeriz . Din kardeşlerimizin hepsi bu bağlamda tırnak içine alınmış olur . Veya şöyle düzletme yapalım : Din , dil ırk gözetmeksizin yardıma muhtaç olan herkese yardım etmeyi peygamber efendimiz emr etmiştir . Kaç müslüman Türkiyeli bu emre itaat ederek elinden geleni yapmıştır? Suriyeli kardeşlerimiz Türkiye'ye geleli görmedikleri kötülük kalmamıştır . Kimi kandırılıp hayat kadını yapılmış kimi dolandırılıp paraları alınmış kimiside köle gibi 5 paraya gecesiz gündüzsüz çalıştırılmış. Revamıdır bu müslüman kardeşlerim ?

Bir elde biz uzatmazsak kim yardım edecek bu insanlara . Bir Avrupalının veya Amerikalının bunlara sahip çıkacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz . Batı hiçbir zaman yardım getirmemiştir müslümanlara . Batı sinsi sinsi yaklaşıp alçakça arkasına bıçağını saklayan birini temsil eder. Müslümanın müslümandan başka dostu yoktur . Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum . 
Irak'a demokrasi getirecez diyen Amerika zulümden başka ne getirmiştir ? Hiç ...Arkasından hep kan ve göz yaşı . Uzağa gitmeye gerek yok . Osmanlı devletini ele alalım . Osmanlı devletine demokrasi getirecez diyen ingiiltere Osmanlı devletini parçalamaktan başka ne yatpı . Bir düşün kardeşim . Ağzına geleni söylemeden önce vicdanını önüne al ve konuş . Batılı bu mazlum halka yardım eli uzatmaz . Ta ki müslümanlar bunun farkına varıp onları bu durumdan kurtarmadıkça düzen yerine gelmez . Bu yüzden Türkiye'yi İslamın son kalesi diye boşa nitelendirmiyorlar . 
2. dünya savaşında Almanya'nın Polonya'ya saldırmasıyla birlikte Avrupa devletlerinin polonyanın yardımına nasıl koştuysa bizimde suriyeli kardeşlerimizin feryadına kulak vermemiz lazım . Bu bizim boynumuzun borcudur. Haçlılar nasıl birbirlerini yüzüstü bırakmıyorsa İslam dünyasının birbirine kenetlenmesi lazım .

Uyan ey Türk müslüman uyan ! 
Uyan ve ümmete sahip çık . Belki bu savaşı durduramayız ama bu mağdur halkın kanayan yarasını bir debze sarabiliriz . Yardımla şefkatle güler yüzle bize sığınan bize güvenen bu insanları göz ardı etmeyelim . Hiçbir şey yapamıyorsak bile bir taş çorbamızı paylaşabiliriz .

 
Etiketler: ARAP, BAHARI,
Yorumlar
Haber Yazılımı