Yazı Detayı
18 Haziran 2017 - Pazar 17:37 Bu yazı 195 kez okundu
 
BABAMIN MİRASI; ERDEM…
AYTEN DİRİER
 
 

    Babalar Günü geldiğinde, içimdeki nice uzun yılların hasreti depreşir, pamuklara sarmaladığım közlenmiş acı alevlenir. Salt yüreğim değil, anılarım tutuşur.  Destek için arka direğe uzanan elim boşluğu yakalar.  Acılı yaşlar gözlerimden çok özümü yakar.  Yutkunup dururum biteviye… Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”da dediği gibi; Ölüm eski bir şey, ama herkes için yenidir.” 1995’te kaybettiğim babamın acısı sanki bugün vefat etmiş gibi hayatıma çöreklenir. Babasızlığın, arka desteğin yokluğunun çaresizliğiyle, boynum yetimce bükülür, anılara sığınırım...

 

    Ana-Baba Ocağı… Her koşulda o ocakta yanan yürekleri bilince, karda bile üşümezsiniz. Çocuklarım yanımdayken, alevlenen acım güzel anıların dillendirilmesiyle avunurdu... Onların yuvadan uçmasıyla, anılar deryasında tek başıma kulaç atarım. O deryada yükselen erdemli dalgalar; “Babanın faziletleri, çocukların servetidir” diyen Anatole France’ı haklı çıkarır. Babamın bize bıraktığı en büyük servet, erdemdi… Onu tanıyan herkesin ilk dillendirdiği; yakışıklılığını taçlandıran dürüstlüğü ve güzel ahlâkıydı. Boşuna “Erkek doğanlar, erdemleriyle adam olurlar” dememişler…

*

Mardin-Kabalâ yolunun Safayât mahallinde, hatun parmağı denilen kehribar renkli, boğumlu, etli, ince uzun üzümüyle meşhur bağda, üç kızın ardında 1928’de doğdu. Ünlü bağın geliriyle, Mehmet Ata adı verilen babam prensler gibi yetiştirildi, 7 yaşına kadar annesinin sütünü emdi. Âyn Cevze’nin üstünde, beriye manzaralı evde; üç ablanın özeniyle mutlu bir hayat sürdü.

    Dinden çıkarsınız söylemlerine rağmen, 1932’de Mardin’de ilk Türkçe ezanı okuma cesaretini gösteren, bu nedenle 1934’te Başabaş soyadı ile ödüllendirilen büyükbabam Derviş,  okul çağı gelince eziyet ederler diye oğlunu göndermek istemeyen eşine boyun eğdi. Babaannem Fatma Bacı tam bir Osmanlı kadını olup, dediği dedikti. Müthiş bir hafıza ve güçlü anlatıma sahip olup; 93 Harbi, Balkan Harbi,  I.Dünya Harbi, Ermeni Tehciri ve Kurtuluş Savaşı’nı, babamın doğumunu, yaşadıklarını uzun kış gecelerinde, Kürsi’nin(Üstü yorganla örtülü, altına közlenmiş ateş dolu mangal konan kısa ayaklı masa) etrafında dizilenlere hikâye niyetine anlatırdı.  

*

     Nakilci bilgiyle yetiştirilen biricik oğulun işi gücü, o sırada Mardin’de tek tük olan arabaların arkasında koşturmaktı. Herkes şoför olacağını söylerken, annesi “Şoför kanını avucuna alır, asla!” diyordu… Ailenin hayatı, 1950’den sonra DP’nin başa geçmesiyle karardı. Babamın askerde olduğu, Kore Savaşı’na gönderilmesin diye dualar edildiği bir dönemde, CHP’li ailenin tek gelir kaynağı, bugün bile büyükbabamın adıyla anılan ünlü Bağ, katakulliyle DP taraftarı bir akrabaya verildi. Oğul askerden dönünceye kadar eldekileri tüketen aile, ister istemez şoför olmasına boyun eğdi. Bu nedenle babaannem ölünceye kadar Menderes’e beddua etti…

*

    Artuklu soyunun tüm özelliklerini taşıyan babam, uzun boy, heybetli görünüm, geniş değirmi yüzde geniş alın, kesme burun, güzel bakışlı badem gözleriyle çok yakışıklıydı. Yoldan geçenler, balkondakiler mutlaka dönüp bakardı. Kalabalık içinde bile hemen seçilirdi. Mardin’in ileri gelenlerinden Paşavatlar’dan Abdurrahman Ayanoğlu’nun kızı Bedriye ile evlendirilen babam, Mardin’in ilk uzun yol şoförleri arasında yer aldı. Benim doğmamdan bir yıl sonra büyükbabam vefat etti, ama babaannem Lise’yi bitirdiğim 1971 yazına kadar yaşadı.

 

    Babıssor Camii İmamı Hoca Aliye (Aykaç) Efendilerin bitişiğindeki Efeoğlu ailesine ait eve taşınınca, hem Hoca’nın, hem de dayısı Başöğretmen Gani Taşkent’in kültür ortamında, hayatımız muhafazakâr modern olarak şekillendi. Sahaya hakim, Beriye manzaralı iki katlı evimizin çevresi annemin sülalesiyle çevrili olduğu halde, daha çok baba tarafı evimize gelirdi. Akrabalar arasındaki sorunlar, nişanlar, düğünler, mevlidler genelde evimizde karara bağlanırdı. Babaannem otoriter, buyurgan yapısı nedeniyle anneme çok çektirdi. Babam uzun süre yolda olduğundan, eve geldiğinde anlaşmazlıklar htirilmezdi. Haberi olduğunda da annesine hiçbir şey demezdi.  Baktığı dul halam ile büyük halam, babaannemi ısrarla evlerine götürmek istediklerinde, şiddetle karşı çıkar, “Torunlarımdan ayrılırsam, ölürüm!” derdi.

 

    1967’de babam Hacca gittiğinde Orta Okul 2. Sınıftaydım. Hactan getirdiği kumaşları, örtüleri halâ kullanırım. Hayatımın en mutlu dönemiydi o yıllar. Komşuların, akrabaların baskıcı tavırlarıyla babamı kıyasladığımda bana melek gibi görünürdü. Gittiği yerlerden, özellikle İstanbul'dan çok şey getirir, yeni çıkan plakları yaz akşamlarında konser niyetine komşulara dinletirdim. Dinlendiği anlarda dergi ve gazetelerdeki haberleri bana okuturdu.  Annemin asaletle şekillenmiş tavırlarla bizimle birlikte akraba kızlarını da hamarat yetiştirmesi, onun müsterih kılar, gözü arkada kalmazdı. Bir babanın çocuklarına yapabileceği en büyük ve en kolay iyilik, annelerini sevmektir. Oysa o zaman bunu belli etmek zayıflık olarak nitelendirildiğinden; annemi övdüğünü de, yerdiğini de görmedik…

 

    Karlı günlerde bayram ederdik... Çünkü uzun süre evde kalır, dizboyu karları küreyerek yol açardı. Damdaki karları temizlerken, tanıdık biri geçtiğinde bir küreği başına boca edip geri çekilirken kıs kıs gülerdi. “Hop yemo hop!” diye kızanlar, onu görünce karşılıklı gülüşüp, sohbet ederdi. Elime sepeti tutuşturup, çarşıya çıktığında bizim sepetten önce muhtaçların sepetini doldururdu. O anlarda yüzünü kaplayan huzurlu aydınlık, bana infakın önemini aşılardı. Düğünlerde Reyhani veya Çiftetelli oynadığında ortalık alkıştan yıkılırdı. Babaannem de, annemde nazardan çok korkarlardı. Ev aldığımız yıl korktuklarına uğradılar...

 

    1968’de annemin vefatından sonra hayatımız altüst oldu. Onu evlendirmek isteyen akrabaların; “Kızlar yetişkin, oğlanları Yetiştirme Yurdu’na ver!” telkinlerine hemen karşı çıktı. O çocukların doğumu sevinçle karşılanıp, daha yürümeden bisikletleri alınmış, özenle yetiştirilmişken, yurda lâyık görenlere gücenmişti. Bir devlet dairesine girebileceğimi söylediğimde; “Okula devam!” demesi, gözümde daha da yüceltti. Ona yük olmamak için dikiş makinası başına geçmem, işlediğim nakışlar çok hoşuna gider, bana farklı davranırdı.

 

 

    O üzüntülü anlarda yaptığı ölümlü kaza sonucu Batman’da tutuklandı. Mahkeme günü karşısına dizilen boynu bükük beş çocuk, öksüz yeğen Hâkim’in vicdanını etkiledi. Atilla Şatana'nın güçlü savunmasıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Kaza O’nu çökertti. İçine kapandı, gerekmedikçe konuşmadı. Evdeki olaylarda, o sırada kör yatalak hale gelen babaanne ile yeni gelinin geçimsizliklerinde benim anlattıklarıma güvenirdi.

 

    Tek bir konuda ona gücenirdim. Arkadaşlarının tembel oğullarını överken, aldığım takdirleri, seçildiğim görevleri kız olduğum için önemsemezdi… Bu tutumu beni atılgan ve cüretli kılmıştı... Yine de Liseyi dereceyle bitirdiğim halde, yakınlarının baskısıyla beni Üniversite sınavına yollamadı. Bunun için ona kızmadım, sadece sebep olanlara ah ettim. Evlendikten sonra Üniversiteye gitmem birilerine ders olurken, birilerine de örnek oldu… Benden sonra evli olarak Üniversiteye gidenlerin sayısı arttı.

*

     Babamın bize miras kalan dürüstlüğü, güzel ahlâkı ve vefası dillere destandı. Arkadaşları ilk fırsatta kendi işlerini kurarken, ölünceye kadar patronu Kasım Tuğmaner’e bağlı çalıştı. Ondan sonra kendi işini Nedim Bakırcı ile kurdu. Musul, Bağdat dönüşü kaçak mallar sınırdan vızır vızır geçerken, o getirdiği çay paketlerini göstererek geçiyordu. Arkadaşlarının gizli bölmeye koyduğu teypi bile vicdanı kabullenmeyip, çıkarıp gümrüğünü ödemesi; gizli bölmenin ortaya çıkmasına yol açtı diye arkadaşları ona kızmıştı. Çok merhametliydi, özellikle yetimler ve dullara yardım konusunda çok duyarlıydı.

 

    İzmir’e yerleştikten sonra gönlü hep Mardin’deydi, sıla hasretini çok yoğun yaşadı. Ayak parmaklarının kangren olması sonucunda yaşadıkları, ameliyata yanaşmaması, tam bacağının dizden kesileceği gün, 10 Temmuz 1995'te vefat etmesi yüreğimde kapanmayacak bir yara açtı. Allah sevdiklerine cilveler gönderip sınar düşüncesi bana teselli verir. Zamanın küllendirmeyeceği bir acı yok… Acılarımızı sarar sarmalarız, ama yaralar kolay kapanmaz. Zor anlarımda, doğum masasında bile “Babacığım!” diye ağlamam dikkat çekti... Her Babalar Günü’nde közlenmiş acım alevlenir, yüreğim kanar, gözyaşım akar durur…

  

  Ruhun şad, mekânın cennet olsun şefkatli, faziletli, güzel huylu, yakışıklı babacığım…

*

AYTEN DİRİER

 
Etiketler: BABAMIN, MİRASI;, , ERDEM…,
Yorumlar
Diğer Yazılar
KADİR GECESİ ve İBADETİ
KÂZIM KARABEKİR MESELESİ
ULUSLARARASI ÇAKA BEY SEMPOZYUMU
NEVRUZ’UN GEÇMİŞİ
İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ’NDE TASARIM YILDIZLARI DOĞUYOR
HOCALI KATLİAMI, AZERBAYCAN BAĞIMSIZLIĞININ DİYETİ,,,
Ö.FARUK GÜLTAŞLI ŞEFLİĞİNDEKİ RÜŞTÜ ŞARDAĞ KONSERİ
İZMİR KURTULUŞUN SEMBOLÜ
VAZİYET-İ UMUMİYE MİLLÎ BİRLİĞİ GEREKTİRİYOR
TÜRK YILMAZ
PAŞAVAT ÇINARININ DÖKÜLEN YAPRAKLARI
15 TEMMUZ DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ
“KUT”LU ÖNDER
B İ R O L A L I M
ORDU MİLLET NÖBETTE
100. YILDÖNÜMÜNDE KÛT’ÜL AMARE SAVAŞI
ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI-18 MART 1915
“MEZOPOTAMYA’DA İHANET EDEN, KUDÜS’TE HANÇERLENİR!”
ATATÜRK’ÜN KOMŞULARLA İLİŞİKİSİ
MEVLİD KANDİLİ
KADIN HAKLARI
ARTIK KELİMELERDE ŞAPKA ^ KULLANILACAK
İLK TAMPON DEVLET GÜNEY DOĞU’DA KURULDU
HATAY’IN DİYETİ ATATÜRK’ÜMÜZ
ÂRİF MİLLET
DİKKAT! 5. KOL YOĞUN FAALİYETTE…
9 EYLÜL RUHU, TARİHİ TEKRARLATMAYACAK!
Yüreğim Kışlan
Güneş yanığına önlem.
Güneş yanığına önlem.
BİRLİĞİN HARCI BAYRAM
19 MAYIS’IN ÖNEMİ
MARDİN’DE HIDRELLEZ YEMEĞİ
ÇOCUKLAR ATALARINI TANIDIKÇA, ÖZGÜVENLERİ ARTACAK
ÇANAKKALE SAVAŞLARI KRONOLOJİSİ
CABER’DEKİ SÜLEYMAN ŞAH KİMDİR?
BİRLİK ve BERABERLİĞİMİZİN ÇİMENTOSU SİVAS KONGRESİ...
I.DÜNYA SAVAŞI’NIN NEDENLERİ Ayten DİRİER
İSTANBUL FETHİNİN TÜRK VE DÜNYA TARİHİNDEKİ ÖNEMİ-4
ATATÜRK’ÜN BAĞIMSIZLIK HAREKETLERİNDEKİ ÖNCÜLÜĞÜ
YENİ YAYINLAR - 2014
147 yıllık İZMİR BELEDİYE BAŞKANLARI
2014 YEREL SEÇİM MESAJI; BAĞIMSIZLIK KARAKTERİMDİR!
NEVRUZ KİMİN BAYRAMI?
ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ-18 MART 1915
HOCALI KATLİAMI, AZERBAYCAN BAĞIMSIZLIĞININ DİYETİ,,,
ŞEHZADE MUSTAFA NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?
KANUNÎ, ŞEHZADELERİNİ NEDEN BOĞDURDU?
TÜRKOVİZYON TÜRK DÜNYASI ŞARKI YARIŞMASI
İNOVASYON HAFTASI
DURUN! DURUN BİRAZ…
MARDİN’İN KURTULUŞU
KERBEL’NIN AĞIDI, TAHILLARIN TÜRKÜSÜ AŞURE
ATATÜRK'ÜN DEVRİMCİLİK ANLAYIŞI...
İZMİR MUTFAĞIMDAN BAYRAM TATLILARI(10 ÇEŞİT)
SEYYİD MÜKERREMEDDİN EMİR SULTAN
MARDİN’DE BAHAR ve NERGİZİYE SALATASI
Dokuz Eylül ve İzmirlilik ruhu
ADNAN AVUKA, İZMİR’DE MARDİN RÜZGÂRI ESTİRDİ
1 YAZAR * 1 KİTAP Ayten DİRİER
Mardin'de Bayram/Paskalya Çöreği : İKLİÇE
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
SURİYELİLERE VATANDAŞLIK VERİLSİN Mİ?
Anketler
MARDİN TANITIM GÜNLERİ'Nİ YARARLI BULUYOR MUSUNUZ?
Anketler
TV DİZİLERİNDE VE FİLMLERDE KURGULANAN MARDİN İMAJINI DOĞRU BULUYORMUSUNUZ?
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
6
7
0
0
2
2
2
Kasımpaşa
4
5
0
1
1
2
3
Beşiktaş
4
4
0
1
1
2
4
K. Karabükspor
4
4
0
1
1
2
5
Trabzonspor
4
4
0
1
1
2
6
Akhisar Belediyespor
4
3
0
1
1
2
7
Bursaspor
3
3
1
0
1
2
8
Yeni Malatyaspor
3
3
1
0
1
2
9
Kayserispor
3
2
1
0
1
2
10
Medipol Başakşehir
3
2
1
0
1
2
11
Sivasspor
3
2
1
0
1
2
12
Fenerbahçe
2
4
0
2
0
2
13
Göztepe
1
2
1
1
0
2
14
Antalyaspor
1
2
1
1
0
2
15
Gençlerbirliği
1
1
0
1
0
1
16
Alanyaspor
0
3
2
0
0
2
17
Osmanlıspor FK
0
2
2
0
0
2
18
Atiker Konyaspor
0
1
1
0
0
1
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı Haber Scripti Haber Sistemi Haber Paketleri