Yazı Detayı
05 Kasım 2018 - Pazartesi 17:06 Bu yazı 463 kez okundu
 
BENİ ECEVİT GAZETECİ YAPTI
İLHAN KARAÇAY
mardintoplumsaldayanisma@hotmail.com
 
 

BENİ ECEVİT GAZETECİ YAPTI

 

Bugün eski başbakanlardan, Türk siyasetinin Karaoğlan'ı Bülent Ecevit’in 12. vefat yıl dönümü. Ecevit, saat 11:00'de Devlet Mezarlığı'ndaki kabri başında anıldı.

 

Bülent Ecevit 5 Kasım 2006 yılında hayatını kaybetti. 81 yıllık ömründe siyasetiyle olduğu kadar naifliğiyle de anılan Bülent Ecevit’in bugün ölüm yıl dönümü. 1987 yılında DSP’nin başına geçen ondan önce CHP’de yer alan Bülent Ecevit şiir yazmayı da çok severdi.

 

Beni Ecevit gazeteci yaptı.

 

Beni gazeteci yapan merhum Bülent Ecevit ile anılarıma başlamadan önce bir vurgulama yapmak istiyorum.
Geçtiğimiz hafta hayata gözlerini kapayıp bu dünyadan göç eden merhum Bülent Ecevit’in arkasından çok şeyler yazıldı.
Bazı köşe yazarı dostlarımın, ‘doğruculuk’ veya ‘dobracılık’ budalalığına kapılarak yazdıklarını, kendilerine gönderdiğim birer mesaj ile kınadım. Kendilerine yazdığım mesajlarda, ‘Ne yaptın?’ diye sordum ve milyonların kalbinde taht kuran insanlara, ölümlerinden sonra hakarete varan eleştiri yapmak ile belki de kariyerlerinin sonunu getirdiklerini belirttim. 
Ne diyelim, ‘beşerdirler’ ve de şaşabilirler…

 

Merhum Ecevit için çok kişi yazdı ve anılarını dile getirdi.


Benim Ecevit ile anılarımın bir ayrıcalığı var.


Ben Ecevit’i yaşım 19 iken tanıdım.


Mersin’deki ailem aktif CHP’liydi. Abilerimden biri Bucak Başkanı, diğeri Ocak Başkanı daha sonra ben de Gençlik Kolu Başkanı idim.


Başta merhum İsmet İnönü, Kasım Gülek, Kemal Satır ve Bülent Ecevit gibi büyük politikacılar Mersin’e geldikleri zaman, mutlaka bizim aile ile birlikte olurlardı. Bizim ailemiz CHP’nin Mersin kalesiydi. O devrin Demokrat Parti yönetimi tarafından sık sık hışıma uğrar ve sık sık karakollara, tutukevlerine gönderilirdik. Tabii ki bizi kurtaranlar da, yukarıda saydığım isimler olurdu.

 

Demokrat Parti devrini beğenenler çoktur. Ama bizim tam delikanlılığımız sırasında yaşadıklarımız anlatılmaya değerdir.
Ben şimdi burada Demokrat Parti’nin ve liderlerinin eleştirisini yapmak istemiyorum. O devri beğenenlere de bir diyeceğim yok.

 

27 Mayıs ihtilali, demokrasiye inandığımız halde bizleri sevindirmişti.


Benim, 18 yaşın verdiği heyecan ile mücadelem, o zaman da ‘emperyalist’ olarak andığımız Amerika Birleşik Devletleri’ne karşıydı.


Neden mi ?


Çünkü o zaman meşhur Altıncı Filo, İstanbul, İzmir, Antalya, İskenderun ve Mersin limanlarında cirit atıyordu.
Altıncı Filo’dan çıkan Amerikan askerlerinin, bizim polislerle birlikte ellerinde cop olduğu halde caddelerimzde dolaşmalarına çok kızıyorduk. Herhangi bir olay sırasında, ABD askerinin de Türk insanına karşı cop kullanmasına ise kahroluyorduk.

 

Lütfen dikkat ediniz. Ben o devrin genel politikasına değinmiyorum. Sadece Amerika ile olan ilişkilere değiniyorum. Bir Amerikan askerinin, kendi topraklarımızda bize karşı cop kullanmasını kabul etmek, sömürgeciliğe boyun eğmekti. O nedenle biz gençlik olarak, bize cop sallayan ABD askerine karşı mücadele etmeye başladık.
Gazetelerde, “İstanbul Dolmabahçe’de Altıncı Filo’ya ait ABD askerleri denize atıldı” haberlerini hatırlayanlarınız vardır. Gazetelere yansımayan olaylar ise diğer kentlerde yaşanıyordu. Örneğin biz de Mersin Atatürk Bulvarı’nda eli coplu Amerikan askerlerini, denize atıyorduk. Amerikan askerlerinin rezalet çıkardıkları barları ve pavyonları dolaşıyor ve onları orada pataklıyorduk.

 

İşte böyle bir atmosfer içinde yaşarken, 27 Mayış 1960’da ordunun yaptığı müdahale tabii ki bizi sevindirmişti. Biz gençlik olarak bir sömürge ülkesi durumunda olmaktan kutulmanın sevincini yaşıyorduk.

 

Yukarıda belirttiğim sevinç için bizi ‘antidemokrat’ olarak niteleyecek olanlar varsa, ‘Varsın öyle olsun’ demekten başka yapacağımız bir şey yok.

 

Gazeteciliğe ilk adım

 

Ben, ihtilal öncesinde, CHP’nin organı sayılan ULUS gazetesine bir yorum göndermiştim. Bu yorumda DP hükümetini şiddetle eleştirmiş ve Mersin gençliği olarak sömürge ülkesi muamelesine tahammül edemediğimizi yazmıştım.
Yazıyı gönderdikten sonra, ailemin kökünün bulunduğu Samandağı’ndaki akrabaları ziyarete gitmiştim. İşte o sırada ULUS gazetesi benim yorumumu yayınlamıştı. Tabii bundan haberim olmamıştı.


Mersin’e döndüğüm zaman tüm aile efradının beni coşkuyla kucaklamasına bir anlam verememiştim.
Sonradan anlatılanları duyduğum zaman, yorumumun ULUS gazetesinde yayınlanmış olduğunu öğrendim.
Hem de ne öğreniş…


Ağabeylerim ULUS’taki yazıyı kesmişler ve bir kartona yapıştırmışlar. Bu kartonu, kurdukları rakı masasının ortasına yerleştirmişler.


ULUS gazetesi, benden giden yorumu sütunlarına koyarken bir giriş yapmış ve “Karaçay diyorki..” diyerek yorumumu koymuş.


Ağabeylerim de, her kadeh kaldırışta “Karaçay diyor ki” yi ‘şerefe’ anlamında kullanmış.

 

Ertesi gün CHP’nin ileri gelenleri beni sırayla kucakladılar ve “yazmaya devam et ha !” diye de uyardılar.
İşte o sırada Bülent Ecevit de Mersin’e gelmışti. O da beni kucakladı ve “Bak ben de küçük yaşta yazmaya başladım. Sen de yazmaya devam et’’ diyen Ecevit, kendisiyle denize girdiğim sırada da bu ısrarını sürdürmüştü.

 

Ecevit’in tavsiyeleri bende büyük bir etki yaratmıştı. Ben de arada bir ULUS gazetesine yazılar göndermiştim.

 

Hayat hikâyemi okuyanlar, 1967 yılında bir Yunan gemisi ile Çin’e gittiğimi ve Mao’nun Kültür İhtilalı döneminde gazetelere oradan haber gönderdiğimi öğrenmişlerdir.


Yani, ULUS gazetesinden sonra muhabirlik işlevim Çin’de başlamıştı.


Çın’den Kanada’ya geçmiş, Vancouver’de 3 ay hastanede yattıktan sonra Türkiye’ye dönerken uğradığım Hollanda’da kalmaya karar vermiş ve burada önce Tercüman, sonra da Hürriyet’e muhabirlik yapmaya başlamıştım.
İşte benim gazetecilik yaşamım böyle başladı ve böyle de devam ediyor…

 

Gazetecilik yaşamımın en hızlı döneminde, hem Hürriyet’e, hem TRT’ye ve hem de Hollanda NOS Televizyonuna çalışıyordum. Ecevit’in Kıbrıs zaferinden sonra ikinci kez iktidara geldiği dönemde Ankara’ya gittim ve kendisiyle bir mülakat yapma şansı buldum. Ama bu şansta, onunla mazideki ilişkilerimin rolü büyük oldu.
Söyleşi öncesinde sohbet ettiğim merhum Ecevit, Mersin anılarını anlattığım zaman şaşırmıştı.
‘İsminiz bir yerlerden çağrışım yapıyordu ama, inanın sizi şimdi hatırladım’ demiş ve memnuniyetini belirtmişti.

 

Ecevit ile son karşılaşmam Amsterdam’da oldu. 12 Eylül 1980 ihtilalınden sonra zor günler geçiren Ecevit, Amsterdam’d abir konferansa gelmişti. Üzerinde doğru dürüst bir elbise bile bulunmayan Ecevit bizi üzmüştü. Hediye konusunda bile çok hassa olan Ecevit’e bir takım elbise hediye etme kararı almıştık. Bu hediyeyi aldık ve rahat taşınabilir bir karton kutuya yerleştirmiştik. Kaldığı otelde ziyaret ettiğimiz Ecevit’e hediye paketini verirken, ’Lütfen bunu burada açmayın. Goideceğiniz Danimarka’da açın. Bu bir Hollanda süprizi olsun’ demiştik.

 

Bir Ecevit Dökümanteri’nde, muhterem Rahşan hanımın ‘O günler çok zor şartlar altında yaşadık. Evimizde satılabilecek ne varsa satmıştım. En son olarak 5 adet gümüş çay kaşığını sattım’ deyişini duyunca, aklıma Amsterdam’daki Ecevit geldi.

 

Hürriyet’te dostum Cengiz Özdemir yazmış : Ecevit Hollanda’dan bir sendikanın gönderdiği 20 bin guldeni o zor günlerde kabul etmemiş. Parayı götüren sendikacı Talip Demirhan bize bu konuyu hiç açmamıştı.

 

İşte böyle bir Ecevit ailesini merhametsizce ve de küstahça eleştirenlere bu nedenle kızıyorum.
Nur içinde yat muhterem Ecevit !!!

 

BÜLENT ECEVİT’İN HAYATI


Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Kastamonu doğumlu Fahri Ecevit, Ankara Hukuk Fakültesi'nde adli tıp profesörüydü. İstanbul doğumlu olan annesi Fatma Nazlı Hanım ise ressamdı. Bülent Ecevit 1944 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu ve aynı yıl içinde çalışma hayatına Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde çevirmenlik yaparak başladı. Ecevit ayrıca 1946 yılında, Robert Kolej'den sınıf arkadaşı olan Rahşan (Aral) Ecevit ile hayatını birleştirdi.

 

Ecevit'in Rahşan Hanım'a karşı beslediği aşk, şiirleri ve ikilinin 60 yıllık birlikteliği her zaman Türk halkı tarafından gıptayla takip edildi. Önce Ankara Hukuk Fakültesi sonra da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümüne kayıt yaptırmasına rağmen yüksek öğrenimine devam etmedi. 1957'de Rockefeller Foundation Fellowship Bursu ile ABD'ye giden Bülent Ecevit Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay sosyal psikoloji ve Orta Doğu tarihi üzerine incelemeler yaptı. Bu sırada Ecevit'in sürekli “hocam” diye bahsettiği Henry A. Kissinger Harvard Üniversitesi rektörü idi. Harvard'da 1957 yılında, 1950-1960 arasında verilen antikomünizm seminerlerine sürekli Olof Palme, Bertrand Russell gibi kişilerle katıldı.

 

1950’lerde “Forum” dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1965’de “Milliyet” gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1972’de aylık “Özgür İnsan”, 1981’de haftalık “Arayış”, 1988’de aylık “Güvercin” dergilerini çıkarttı.


CHP DÖNEMİ


1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldak’tan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Milletvekili oldu. 1960'ta Kurucu Meclis Üyesi, 1961'de Çalışma Bakanı oldu. Bakanlık görevini 1965'e kadar sürdürdü. 1965'te Zonguldak'tan milletvekili seçildi. Bu seçimleri Süleyman Demirel'in başında bulunduğu Adalet Partisi kazanınca, CHP muhalafet partisi oldu. Bu tarihten sonra da Bülent Ecevit, “Ortanın Solu” fikrini benimsemeye ve bu akımın öncüsü olmaya başladı. Ama zaman zaman komünizme kaymakla suçlandı. 1971’de partisinden istifa etti. İsmet İnönü'nin 12 Mart Muhtırası'na karşı tavrı, Ecevit'i bu davranışa itti.

 

GENEL BAŞKAN SEÇİLDİ


1972 yılında yapılan 5. Olağanüstü Kurultay'da güvenoyunu Ecevit'in alması üzerine İsmet İnönü istifa etti. Böylece Ecevit, 4 Mayıs 1972'de CHP Genel Başkanı seçildi. 1973 seçimlerinde en çok oyu aldığı halde hükümet kuramayan Ecevit, 1974 yılında CHP-MSP (Milli Selamet Partisi) koalisyonunun başbakanı oldu. Aynı yıl 20 Temmuz 1974 tarihli Kıbrıs Barış Harekatı'nı gerçekleştirdi.

 

Bülent Ecevit'in cumhurbaşkanı Fahri Korutürk onayıyla 1977'de kurduğu azınlık hükümeti güvenoyu alamayınca, “2. Milliyetçi Cephe“, Demirel başkanlığında AP, MHP ve MSP ile kuruldu. Aynı zamanda 5 Haziran 1977 seçimlerinde CHP'nin aldığı 41'lik oy oranı, Ecevit'i tek başına iktidara getiremese de, Türkiye tarihinde sol bir partinin aldığı en yüksek oy oranı olarak tarihe geçti. 21 ay boyunca bu hükümetin başbakanlığını yürüttü.


3 KEZ HAPSE GİRDİ


Ülkede gittikçe tırmanan gerginlik, şiddetli sol-sağ çatışmaları ve eleştiriler bir yandan darbe yolunu açarken, bir yandan da Ecevit'in 1979 ara seçimerlerinde başarısız olmasına yol açtı. Bunun sonucunda Süleyman Demirel, MHP ve MSP ile bir azınlık hükümeti kurdu. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, askeri darbelerin antidemokratik olduğunu düşünerek karşı çıktığı askeri yönetim tarafından üç kez hapse mahkum edildi, birçok siyasetçi ile birlikte 10 yıl süreyle politikadan uzaklaştırıldı. Bu çalkantılı dönemde Ecevit, gazeteciliğe dönmeye karar verdi ve 1981'de “Arayış Dergisi“ni çıkartmaya başladı ancak dergi askeri yönetim tarafından kapatıldı.


DEMOKRATİK SOL PARTİ DÖNEMİ


1985 yılı, Ecevit'in isminin yanında her zaman hatırlanacak olan bir olaya şahit oldu; Demoktarik Sol Parti, Ecevit siyasi yasaklı olduğu için eşi Rahşan Ecevit'in başkanlığında kuruldu.

 

1987 yılında yasağı kalkan Ecevit, partinin başına geçti. Ancak 1987'de yapılan seçimlerde partisi barajı aşamayınca siyasetten çekilme kararı aldı. 1989'da Genel Başkanlık koltuğu boşalınca, Olağanüstü Kurul'da tekrar DSP'ye dönmesine ve Genel Başkan olmasına karar verildi ve 1991 seçimlerinde Zonguldak'tan milletvekili oldu. Bu seçimler sonucunda Demirel önderliğindeki Doğru Yol Partisi ve Erdal İnönü'nin Sosyal Demokrat Halkçı Partisi bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu hükümet, AP'yi ve CHP'yi siyaset sahnesine tekrar kazandırdı; AP kendisini feshettiyse de CHP Deniz Baykal'ın girişimleriyle yoluna devam etti. Bunun sonucunun solun parçalanması olduğu düşünüldüğü için CHP ve DSP'yi birleştirme girişimleri, Ecevit'in Baykal'inkinden farklı kulvardaki siyasi tarzı nedeniyle gerçekleşmedi.

 

2002 YILINDA SİYASETTEN ÇEKİLDİ


1994 seçimlerinden sonra DSP, solun en büyük partisi konumuna geldi. DTP ve ANAP ile kurulan hükümette başbakan yardımcısı, daha sonraki DSP-DYP-ANAP azınlık hükümetinde de başbakan oldu. 1999 seçimleri sonrasında ise 2002 yılına kadar DSP hükümeti ile başbakan oldu. Ancak 2002 seçimlerinde DSP barajı aşamadı ve Ecevit, yaşının da oldukça ilerlediğini ve sağlığının bozulduğunu göz önüne alarak siyasetten çekilme kararı aldı.

 

ŞAİR VE YAZARDI


Bülent Ecevit, dürüstlüğüyle tanınan bir siyasetçi olmasının dışında aynı zamanda bir şair ve yazardı. Birçok yapıtı Türkçe'ye çevirdi, İngilizce, Sanskritçe ve Bengalce çalışmaları ve incelemeleri yürüttü.
1976'da “Şiirler“, 1978'de “Işığı Taştan Oydum“, 1997'de “El Ele Büyüttük Sevgiyi” ve 2005'te “Bir Şeyler Olacak Yarın” isimli şiir kitaplarını çıkarttı. Şiir kitapları dışında, siyaset konulu kitapları işe şöyleydi; “Ortanın Solu” (1966), “Bu Düzen Değişmelidir” (1968), “Atatürk ve Devrimcilik” (1970), “Kurultaylar ve Sonrası” (1972), “Demokratik Sol ve Hükümet Bunalımı” (1974), “Demokratik Solda Temel Kavramlar ve Sorunlar” (1975), “Dış Politika” (1975), “Dünya – Türkiye – Milliyetçilik” (1975), “Toplum – Siyaset – Yönetim” (1975), “Türkiye / 1965 – 1975” (1976), “İşçi – Köylü Elele” (1976) ve “Umut Yılı” (1977).

 

ÖLÜMÜ


Bülent Ecevit, 18 Mayıs 2006 tarihinde geçirdiği beyin kanaması sonucunda GATA'da tedavi altına alındı. Yaklaşık 6 ay boyunca bu hastanede tedavi gördü, yoğun bakımda kaldı. 5 Kasım 2006'da, 81 yaşında, solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Devlet Mezarlığı'na gömülebilmesi için 9 Kasım'da yapılan kanun değişikliği sonucu 11 Kasım 2006'da buraya defnedildi.

 

ÖZEL HAYATI


Bülent Ecevit, Türk siyasetinde ayrı bir yere sahip olan bir siyasetçidir. Edebiyata düşkünlüğü, siyasetçi kimliği kadar ilgi görmüştür. Siyaset ve şiir kitaplarının dışında “Özgür İnsan” (1972), “Arayış” (1981), “Güvercin” (1988) gibi dergiler çıkartmıştır. “Bitlis” ve “Meclis” sigaralarını içer, klasik Batı müziğini ve Türk halk müziğini sever. Kendisine 6 kez suikast girişiminde bulunulmuştur. En göze batan noktalardan biri de, eniştesi İsmail Hakkı Okday'ın ona hediye ettiği 70 yıllık “Erika” marka daktilosudur. Bu daktiloyu ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne armağan etmiş, kendisini de yazılarını hep bu daktilonun başında yazarken hafızalara kazımıştır. 1973 yılında, CHP'nin seçim kampanyası sırasında yaşlı bir kadının sarf ettiği “Karaoğlan nirede ha evlatlar, Karaoğlan'ı görmek istiyom” cümlesinden sonra Ecevit, Türk siyasi sahnesinin “Karaoğlan”ı olarak anılmaya başlamıştır.

 

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar, masa ve iç mekan
 
 
 
Etiketler: BENİ, ECEVİT, GAZETECİ, YAPTI,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
10 Kasım 2018
ATATÜRK’ÜN YURTTA YAPTIĞI EN SON ZİYARET, MERSİN’İN MEZİTLİ İLÇESİNDEKİ POMPEİPOLİS OLDU.
769 Okunma.
01 Kasım 2018
Adab-ı muaşeret (Görgü kuralları)
533 Okunma.
19 Mart 2018
İlhan KARAÇAY'dan Hollandalı futbolcu Elia'ya mektup
9002 Okunma.
13 Mart 2018
Bir bardak suda fırtına koparmak buna denir işte!
822 Okunma.
09 Mart 2018
Türkiye-Hollanda gerginliğini körüklemeyelim.
1273 Okunma.
23 Şubat 2018
Parlamentoda sağduyulu bir tek Hollandalı yok mu?
1951 Okunma.
25 Aralık 2017
Yeni yıla girerken...
3567 Okunma.
26 Kasım 2017
ATA’MIZ YURTDIŞINDA BİR BAŞKA ANILIYOR VE SEVİLİYOR.
525 Okunma.
25 Kasım 2017
KÖYÜMÜZE DÖNMEYECEĞİZ, FADİME’Yİ DE GETİRECEĞİZ...
666 Okunma.
09 Ekim 2017
Tatsız, tuzsuz geçen bir yaz dönemi
881 Okunma.
13 Temmuz 2017
HOLLANDA’YI ELEŞTİRELİM AMA HAKSIZLIK YAPMAYALIM.
948 Okunma.
08 Temmuz 2017
TRT BELGESEL ÇALIŞANI DOSTLARIM KISKANMASINLAR.
576 Okunma.
12 Mart 2017
20 YIL ÖNCE KARAR VERMİŞ VE YAZMIŞTIM: HOLLANDA'YI SEVMİYORUM !
1042 Okunma.
05 Mart 2017
HOLLANDA SEÇİMLERİNDE GÜCÜMÜZÜ GÖSTERMENİN TEK YOLU VAR:
2774 Okunma.
28 Şubat 2017
Aaaah içine tükürdüğüm politika ah!
567 Okunma.
14 Şubat 2017
AZİZ VALANTİNE GÜNÜ'NÜZ, YANİ SEVGİLİLER GÜNÜ'NÜZ KUTLU OLSUN !!!
672 Okunma.
26 Aralık 2016
AVRUPA BİRLİĞİ'NİN DAĞILMASI, AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NİN DAĞILMASINA BAĞLIDIR.
1014 Okunma.
16 Eylül 2016
HOLLANDA’DA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ (!) ve HOLLANDA’DAKİ TÜRK GAZETECİLERE ÇAĞRI.
1102 Okunma.
11 Eylül 2016
KAYA MUTLU
682 Okunma.
01 Ağustos 2016
NECMİ TANYOLAÇ AĞABEYİMİZİ ANARKEN...
799 Okunma.
29 Temmuz 2016
BAKALIM BU BİLDİRİ İÇİN DE 'ANKARA'NIN UZUN ELİ' DİYECEKLER Mİ?
989 Okunma.
27 Temmuz 2016
Ankara'nın uzun elini kesin.
1013 Okunma.
25 Temmuz 2016
Hollanda basınından Türkiye aleyhindeki yayınlardan örnekler:
1171 Okunma.
20 Temmuz 2016
Wikileaks ifşaatından müthiş yorum yapanlar.
1073 Okunma.
18 Temmuz 2016
1980'LERİ YENİDEN YAŞIYORUM
989 Okunma.
14 Temmuz 2016
IRKÇILIĞA HEDEF OLMAYAN, IRKÇILIK YAPMAKTA BEİS GÖRMEZ
928 Okunma.
08 Temmuz 2016
SEYRETTİKLERİNİ DEĞİL, SKORA GÖRE YORUM YAPANLAR ÇILDIRTIYOR...
553 Okunma.
07 Temmuz 2016
TURGAY ŞEREN'İN ARDINDAN AĞLIYORUZ...
898 Okunma.
22 Mayıs 2016
TÜRKLÜĞÜMÜ SORGULAYANLARA … IRKÇILIK YAPANLARA...
777 Okunma.
15 Mayıs 2016
EUROVİSİON FOBİSİNDEN KURTULMALIYIZ:
894 Okunma.
10 Nisan 2016
Hollanda Türk diasporası içinde neler oluyor?
1034 Okunma.
24 Mart 2016
TARTIŞMASIZ, DÜNYA'YA GELMİŞ EN BÜYÜK FUTBOLCUYDU
833 Okunma.
27 Kasım 2015
KOCAMAN ADAM AĞLAR MI ? BÖYLESİ DOSTLARI VE SEVENLERİ OLURSA AĞLAR TABİİ !!!
1481 Okunma.
14 Kasım 2015
AVRUPALI'NIN CANI CAN DA, TÜRK'ÜN CANI PATLICAN MI?
964 Okunma.
12 Eylül 2015
BATIDA DEGİŞEN BİR ŞEY YOK
1136 Okunma.
07 Eylül 2015
TAHAMMÜLSÜZ HOLLANDALILAR HER ŞEYE TAHAMMÜL EDERLER AMA TÜRKLER'E YANİLGİYE HAYIR
922 Okunma.
06 Eylül 2015
FENERNAHÇEM BENİM...
857 Okunma.
19 Haziran 2015
DEMİREL’E VEDA EDERKEN
1272 Okunma.
17 Haziran 2015
SÜLEYMAN DEMİREL İLE ANILARIM
1066 Okunma.
10 Şubat 2015
MÜZEYYEN SENAR'IN ARDINDAN
1533 Okunma.
19 Aralık 2014
Avrupa gerçeği
1377 Okunma.
22 Ağustos 2014
Sandığa gidemeyen seçmene kızmayalım
2161 Okunma.
Haber Yazılımı