301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
09 Ağustos 2019 - Cuma 09:21 Bu yazı 411 kez okundu
 
Mao, Çin’in Atatürk’ü müydü?
İLHAN KARAÇAY
mardintoplumsaldayanisma@hotmail.com
 
 

Mao, Çin’in Atatürk’ü müydü?

 

1960 ve 70’li yıllarda kendilerine   ’Mao’cu’ ideolojisini yakıştıran gençlerin sayısı, hatırı sayılır çoğunluktaydı. Komünist, Marksist ve  Leninist yakıştırmasının yanında, Maoist yakıştırması da eşdeğerdi.
O sıralarda pek çok tanıdığımız simayı ‘Mao’cu’ olarak biliyorduk.
Kimi bu etiketi taşımaktan onur duyuyordu, kimi ise korku…
O zamanlar, bu etiketler ile yaşayanların başı derde giriyordu.
Mao’culuğun, Marksist ve Leninist olmaktan daha hafif bir suç olduğuna inananlar da vardı.
Zira, bize çok yakın ve dost olan Arnavut’un eski lideri Enver Hoca da Mao hayranı ve taraftarı olarak Mao ideolojisini benimsemişti.

 

1967 Yılında gittiğimiz Çin’in Şanghay kentinde her akşam gittiğimiz yerlerde hep Mao posterleri ile karşılaşıyorduk.

Maoculuk Nedir ? Maoizm Ne Demek ?

 

Bakınız,  politologlar Mao’culuğu nasıl tanıtıyorlar:
‘’Maoculuk ya da Maoizm, adını Mao Zedong'dan alan, Maoizm, Marksizm-Leninizm siyaset biliminin 3. nitel aşamasıdır ve kırlardan şehirleri kuşatarak proleterya diktatörlüğüne ulaşabilmenin tek altın anahtarıdır. Maocuların asgari programlarında ise, bağımsızlığın sağlanması ve feodalizmin tasfiyesi vardır. Uzak Doğu toplumlarına özgü Marksizm'in pratiği olarak ifade edilebilir.

Asya tipi üretim tarzı olarak ifade edilen ve Doğu toplumlarına özgü olan bu durum Avrupa'dakinden farklı bir mülkiyet yapılanmasının bir sonucudur. Avrupa'da toprak sahibi Lordlar bulundukları bölgede Kralın yetkilerini paylaşır, kendi bölgelerinde bağımsız hareket ederlerken, Asya toplumlarında böyle bir durum görülmez. Merkezi otorite güçlü yapısını devam ettirebilmek için toprağı bazı kişilere mülk olarak devretmez. Ancak, toprağın kullanım hakkını bazı koşullar altında devreder. Böylece ülke topraklarının tamamı devlete ya da aynı anlama gelmek üzere merkezi otoriteye bağlıdır. Böyle bir mülkiyet yapılanmasının sonucu olarak Asya toplumlarının üretim yapısı, Avrupa'daki üretim yapısından farklılaşmıştır. Mao, bu ikili yapı içerisinde Marksizm'in hayata geçirilmesi ve sosyalist iktidarın kurulabilmesi için Asya toplumlarına farklı bir örgütlenme uygulamıştır.

Açıklama: Afbeelding met man

Automatisch gegenereerde beschrijving

Mao döneminde Çin nüfusunun önemli bir bölümü köylüydü. İşçi sınıfı ise birkaç büyük kentte çok sınırlı sayıda mevcuttu. Bunu gören Mao, köylü sınıfının gücüne dayanan ancak işçi sınıfının "ideolojik öncülüğüne" dayanan bir mücadeleyi savundu. Kapitalizmin ideolojik etkilerinden, insan üzerindeki tahribatlarından, yabancılaşmadan kurtulabilmek için ve sosyalizmin yaşamın her alanına nüfuz edebilmesi için bir "Kültür Devrimi"ni savundu.

Marksizmin tarihsel ve diyalektik çözümleme yöntemini yeniden ele alan, körü körüne de inanmayı kabul etmeyen Maoculuk, temel ilke olarak, kitlelerin mücadele ve yaratma gücünü benimser. Öte yandan sanayi ile tarımın at başı gittiği bir iktisadi gelişmenin önemine parmak basarak, Sovyet gelişme modelini dolaylı da olsa eleştirir. Maoculuk, çözümlemesini, üçüncü dünyanın uyanışına ve emperyalizme karşı ulusal özgürlük mücadelelerine dayandırır.’’ 

Çin’e gidiş
Bir zamanlar açlık ve sefaletin hüküm sürdüğü Çin, şimdilerde dünyanın bir numaralı ekonomik gücü olma yolunda.
Bir zamanlar açlık ve sefalet içinde yaşayan Çin’e 1967 yılında gitme şansı yakalamıştım.
Yaşam öykümü okuyanlar iyi bilirler. Mersin’de Pompeipolis-Karaçay adlı turistik tesisleri, genç yaşımda çalıştırırken, müzikli ve danslı gazinomuza bir Yunan Kaptan eşi ve küçük kızı ile gelmişlerdi. Dans edip eğlenen Kaptan’a  bir meyva tabağı gönderme jesti yapmıştım. Bundan çok memnun kalan kaptan, ‘Acaba patrona bizzat teşekkür edebilir miyim’ diye sormuştu. Ben de 25 yaşında patron bir genç olarak masasına gittiğim zaman çok şaşırmıştı. Sohbet sırasında kaptanın gemisinin Çin’in Şanghay limanına  gideceğini öğrendim. Çin’e gitmek benim için kaçırılmaz bir fırsattı. Kaptan’a, ‘Ben de sizinle gelebilir miyim?’ diye sormuştum. Bu kez kaptan şaşırdı. ‘Nasıl olur, buraların patronu, benim gemimde miçoluk mu yapacak?’ diye sormuştu. Ben de kendisine, bunun benim gibi bir genç için kaçırılmaz fırsat olduğunu, Mao’nun Çin’ini görüp incelemenin önemini anlattım. Kaptan bana, ‘Tamam, yarın iki arkadaş daha al ve gemiye gel’ dedi.
Ben de ertesi sabah Tahsin ve Mehmet isimli arkadaşlarım ile birlikte Gemici Cüzdanı çıkartıp Yunan gemisine gittim. Gemiye girdiğimiz zaman Celal adlı bir başka gencin de iş için başvurduğunu gördüm. Bizim desteğimiz ile kaptan Celal’ı da işe aldı.

Maceralı bir yolculuk ve Singapur ziyaretinden sonra, 40 günde Şanghay’a ulaştık.
Dünyanın en büyük limanı olma konusunda Hollanda’nın Rotterdam limanı ile rekabette olan Şanghay limanına girdiğimiz zaman çok heyecanlanmıştık. Öyle ya, 12 Aralık 1934’te Kızıl Ordu’nun başına geçen ve daha sonra Çin’in yönetimini ele geçiren Mao’nun ülkesine gelmiştik. Çin’de, hanedan kavgaları nedeniyle su gibi kan akıtılıyordu. Bu coğrafyada doğan Mao, Çin’i yarı sömürge konumundan, dünyanın dev ekonomik gücüne dönüştüren bir liderdi.
Açıklama: Afbeelding met persoon, buiten, foto, boom

Automatisch gegenereerde beschrijving

Şanghay’da gözümüze ilk çarpan şey, her sabah tek tip elbiseli kadın ve erkeklerin, ellerinde süpürgeler ile, hoperlörlerden yükselen müzik eşliğinde yolları temizlemeleriydi.
Yine sabahın erken saatinde, limandaki binlerce balıkçı teknesi aynı anda limanı terk ediyor, balık avından sonra akşam üzeri topluca limana dönüyordu.
Mao, uyuşturucu müptelası olan fakir halkı uykudan uyandırmış, el ele verip, güçbirliği ile çalışma yolunu açmıştı.

Mao’dan hem çok korkuluyor hem de seviliyordu. Hatta, cahil halk arasında, O’nda tanrı gücü olduğuna inananlar da vardı. Bir gün gemimizde nöbet tutan Çin askerleri ile gök gürültülü ve şimşekli bir yağmura yakalanmıştık. Büyük bir gürültü koparan yıldırım düşmesinden sonra göz göze geldiğimiz askerler, göğü işaret ederek ‘Mao’ dediler. Yani gök gürültüsü ve yağmurun, Allah diye inandıkları Mao’dan kaynaklandığını ima ettiler.

 

Açıklama: Afbeelding met foto, poseren, persoon, groep

Automatisch gegenereerde beschrijvingAçıklama: Afbeelding met rood, roze, tafel

Automatisch gegenereerde beschrijving 

O zaman, Mao’nun kırmızı kitabı çok ünlüydü. Çinli askerler bize yığınla kitap vermişlerdi. ‘Alın, gittiğiniz yerlerde dağıtın’ demişlerdi. Ama biz korkudan, geminin limanı terk etmesinden sonra kitapları denize atmıştık bile…

 

Şanghay, Çin ekonomisinin gelişmesinde çok önemli bir kentti.
Bakınız, Vikipedi’de Şanghay nasıl tanıtılıyor:

Çin'in en büyük kentidir. Eyalet düzeyi şehir yapısına sahip şehir, ülkenin doğu sahilindedir. Oldukça kalabalık olan bu kent, ayrıca Çin'in en önemli liman kentidir.

Şanghay, Doğu Çin’de Yangtze Nehri Deltası’nın kıyısında yer alan, Çin’nin en büyük, dünyanın da sekizinci büyük şehridir. Yaygın olarak Çin’in modern ekonomisinin kalesi olarak görülen şehir, bu yönüyle ulusun en önemli kültürel, ticari, endüstriyel ve iletişim merkezlerinden biri olarak kabul edilir. İdari olarak Şanghay, Çin’nin eyalet statüsündeki bir belediyesidir. Şanghay, dünyanın en yoğun limanlarından biridir ve 2005’te dünyadaki en büyük kargo limanı olmuştur.

Eskiden küçük bir balıkçı kasabası olan Şanghay, 2000'lerde ise yaklaşık 1000 gökdelenin olduğu ve 3000 tanesinin yapım aşamasında olduğu metropole dönüştü. Çin’in yirminci yüzyılla birlikte en önemli şehri olan kent, cumhuriyet döneminde popüler kültürün, entelektüel tartışmaların ve politik olayların merkeziydi.

Şanghay, 1949’daki komünist devrimden sonra, merkezî hükümetin ağır vergilendirmesi, yabancı yatırımın sona ermesi ve kentli unsurların tasfiyesi yüzünden canlılığını kaybetti. 1990'da Şanghay Borsası'nın kurulması ve ardından 1992’de merkezi hükümetin Şanghay’da pazar ekonomisinin yeniden geliştirilmesi yetkisiyle beraber yeniden hareket kazanan kent, Çin’in ekonomik büyümesinin öncüsü olmuştur.

21. yüzyılda Şanghay, artan işçi göçü, büyük gelir uçurumu ve çevresel sorunlar gibi kentsel sorunlarla mücadele etmektedir. Gökdelenler ve modern yaşam tarzı, sıklıkla Çin’in ekonomik kalkınmasına referans olarak gösterilse de, kent sorunları henüz çözüme kavuşturulmuş değildir.

Şanghay, Mayıs-Ekim 2010'da Expo 2010 Dünya Fuarı'na ev sahipliği yapmıştır.

Son dönemde kentin ev sahipliği yaptığı küresel etkinlikler arasında Formula 1 Çin Büyük Yarışı, erkekler tenisinde yılın en iyi 8 isminin katıldığı Ustalar Kupası ve 7 Temmuz 2007’de küresel ısınmaya karşı yedi kıtada gerçekleştirilen Live Earth (Yaşayan Dünya) konserlerinin Asya ayağı gibi ses getiren organizasyonlar bulunmaktadır.

 

Çin’e yaptığım seyahatin hikâyesini, bakınız Hürriyet gazetesi
Ünal Öztürk imzasıyla nasıl yayınlamıştı:

‘’23 Aralık 1942 Mersin doğumlu olan Karaçay, gençlik yıllarında, CHP İçel İl Gençlik Kolu Başkanlığı görevini sürdürürken, bu partinin organı sayılan ULUS Gazetesi’nde de haber ve yorum yazmağa başlar. Aynı zamanda genç yaşına rağmen, Mersin’de ailece sahip oldukları ve Pompeipolis adını koydukları motel, plaj, gazino ve kampingten oluşan turistik tesislerin işletmeciliği de küçük Karaçay’ın omuzlarındadır. Yirmi beş yaşında, çalıştırdığı turistik tesislere gelen bir Yunan kapatanın hayatının rotasını değiştireceğini söyleseler kendi bile inanamazdı belki de. Sohbet koyulaşınca bu kaptanın gemisi ile Çin’in Şanghay kentine gittiğini öğrenir. Çin’de Mao’nun Kültür İhtilali yaşandığı yıllardır. Gazetecilik mesleğine sevdalı Karaçay için bu kaçırılmaz bir fırsattır. Karaçay üç arkadaşı ile birlikte gemiye işçi olarak girmeyi başarır. 1967’nin haziran ayı başlarında başlayan yolculuğun gerçek amacı gazeteciliktir Karaçay için. Çin’e yolculuk geminin Süveyş Kanalı’nı geçtikten hemen sonra bombalanışı sonucu bir maceraya dönüşür. Onlar Kanalı geçerler geçmesine fakat 7 Haziran 1967 günü Cibuti’ye ulaştıklarında İsrail ile Arap ülkeleri arasında savaşın tüm şiddetiyle devam ettiğini ve Süveyş Kanalı’nın kapandığını öğrenirler. Singapur üzerinden Şanghay’a varıp karaya ayak basıldığında diğer gemicilerin neler yapacağı az çok bilinir ama Karaçay soluğu postanede alır. Süveyş Kanalı’ndan ve yolculuk boyunca uğradıkları limanlardan çektikleri fotoğrafları ve birbirinden ilginç haberleri AKŞAM Gazetesi’ne postalar. ŞangHay’da, Mao’nun gerçekleştirdiği Çin Kültür İhtilali’nin en renkli günlerini yaşar. O zamanların dünyaya kapalı, dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’de sarılık hastalığına yakalanır. Hastaneye yatırılır. Fakat götürüldüğü hastaneden kaçar. Karaçay Hastaneden kaçışını ve nedenini şöyle anlatıyor: Kaptanın verdiği garanti belgesi ile, beni hastaneye götürmek için gelen jandarmanın elinden kurtulmayı ve kaçmayı başardım. Çünkü Şanghay’dan sonraki yolculuk Kanada’nın Vancouver kentiydi. Yatacaksam modern dünyada hastaneye yatmalıydım. Gemi giderse ben bu bilinmezde ne ederdim? Modern dünyaya ayak basar basmaz hastaneye yatar, tam tamına iki buçuk ay. Bu süre içinde kendini idare edecek kadar bildiği İngilizcesini geliştirir. Hastanenin bayan doktoru, çok kısa zamanda İngilizce öğrenen Karaçay’ı tebrik eder, daha da geliştirmesi için kütüphane müdürünü ona ders vermesi için görevlendirir. Karaçay hastalığından kurtulur, öğrendiği İngilizce ise yanına kâr kalır. Kısacası, hasta olarak girdiği hastaneden sağlam ve ‘bir lisan bir insan demektir’ sözünden hareketle iki insan olarak çıkar. Londra üzerinden Türkiye’ye dönerken Hollanda’ya uğrayan Karaçay, Hollanda’daki yaşamı ve insanları çok beğendiğini ve burada kalmaya karar verdiğini söylüyor. ‘’Avrupa’da basımına başlanan Tercüman Gazetesi’ne muhabirlik yapmak için, daha önceden tanıdığım İstihbarat Şefi Kemal Özbayraç ile anlaştım. O zamanlar Hollanda yaşamım oldukça renkli geçiyordu. Pek çok kız arkadaşım olmuştu. Yine de yaşamın giderek monotonlaştığını düşünüyordum. Amerika’ya gitmek için karar verdiğimde, şimdiki eşim Jeanne ile arkadaşlık yapıyordum.’’

 

Tam Amerika’ya gidecekken Karaçay yaşamının yön değıştirişini şöyle anlatır: ‘’1968 yılında Avrupa Şampiyonası’nda Ajax ile Fenerbahçe eşleşince, spor müdürümüz Necmi Tanyolaç ağabeyimizden bir telgraf gelmişti: Fenerbahçe Ajax ile eşleşti stop. Ajax’ı takip et stop. Bize bol bol fotoğraf gönder stop. Özellikle Cruyff, Swart ve Keizer’in fotoğraflarını gönder stop.’’

Ve Karaçay, Ajax-Fenerbahçe maçları süresince arkadaşı Jeanne ile ilişkisini sıcaklaştırır, sonunda da O’nunla evlenir. 1969 yılında Hürriyet gazetesine transfer olan İlhan Karaçay ile yaptığımız söyleşiye güncel konularla başlıyoruz.’’

Röportaj sürüp gider…

 

Şimdi dönelim yine Çin’e.

Bir zamanlar açlık ve sefalet içinde yaşayan Çinlilerin, şimdilerde nasıl yaşadıklarını çoğumuz biliyoruz. Dünya’nın en büyük ekonomisine sahip olan Çin, dünyanın dört bir yanında yatırımlar yapıyor. Bu yatırımların en önemlisi de, petrolün yerini alacak olan güneş enerjisi. Bu konuda Çin’in, dünyanın en güçlüsü olacağına inanılıyor.

 

Bakınız Çin’in gelişmesi çeşitli kanallar tarafından nasıl tanıtılıyor:

‘’1978’de başlayan dönüşüm süreci Çin’i 2007 yılında dünyanın dördüncü büyük ekonomisi konumuna getirmiştir. Söz konusu dönüşüm, bölgesel ve küresel düzeydeki ilişkilerini kullanmasını bilen Çin’i küresel aktöre de dönüştürmüştür. Dünya ticaretindeki payı her geçen gün artan Çin’in gelişiminin izleri, Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri başta olmak üzere gelişmekte olan ülkeler üzerinde belirgin olarak görülmektedir. Çin’in büyüyen dış ticaret hacmi, gelişmekte olan ülkelere, dış ticaret hacimlerini artırarak uluslararası ticarete konu olan mal grubunda geleneksel mallardan sanayi ürünlerine doğru geçiş süreçlerini

hızlandırma imkânı vermektedir.

2008 yılındaki Pekin 29’uncu Yaz Olimpiyatları, dördüncü büyük ekonomik güç olan Çin’in küreselleşme sürecinin vitrinindeki imajını tekrar ön plana çıkarmış, onun dünya ile bütünleşmek yönündeki isteğini ve yeterliliğini yeniden tartışma konusu yapmıştır. Çin’in geçirmiş olduğu son otuz yıllık süreç sorgulanmakta ve geleceğe yönelik sonuçlar çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bilindiği gibi, ülkeyi planlı ekonomiden pazar ekonomisine doğru götüren sürecin ilk adımı, 1978 yılında Çin Komünist Partisi’nin 2. Kongresi’nde DENG Xiaoping’in iktidara gelmesi olmuştur. DENG Xiaoping “zenginleşmeleri” yönünde yaptığı çağrı ile potansiyel burjuvaziye, Çin’de yapılması planlanan dönüşümün ilk işaretlerini vermiştir. Ancak reformların “Sosyalist pazar ekonomisi” modeline dönüşmesi, Deng Xiaoping tarafından 1992’den itibaren atılan ileri adımlarla olmuştur. Sosyalist pazar ekonomisi modeliyle tarımda, sanayide, bilim-teknolojide ve savunmada modernleşme yönündeki reformlar Deng Xiaoping’in 1997’de ölümünden sonra da devam ettirilmiştir. Sosyalist pazar modelini yerleştirmeyi hedefleyen, toprak edinme ve özel mülkiyet hakkının tanınması, bazı alanlarda devlet tekelinin kaldırılması, Şangay Borsası’nın açılması, dış ticaretin kolaylaştırılması, ulusal para birimi Yuan’ın konvertibilitesi ve de DTÖ’ne üyelik gibi atılımlar, Çin’in iktisadi açılımının önemli aşamalarını oluşturmuştur.

2000 yılında 1 198 milyar dolar (kişi başına 946 dolar) olan Gayri Safi Yurt İçi Hâsılasını (GSYIH) 2007 yılında 3 283 milyar dolara (kişi başına 2 484 dolar) yükselterek on yıldan az bir süre içerisinde kişi başına düşen GSYİH’sini sekiz kat artırmıştır. Ayrıca söz konusu büyüme, ekonomik ve siyasi krizler sonucu kesintiye uğramadan düzenli bir artış sonucu gerçekleşmiştir.

Çin, 1979’da başlatılan reformlar öncesinde kısa vadeli krediler dışında finansman ihtiyacını karşılayacak sermaye piyasasına sahip değildi. Uluslararası piyasa ya da kurumlardan borçlanması, karşılıklı yardımlar alması, yabancı yatırımlara izin vermesi veya yabancı ülkelerde yatırım yapması mümkün değildi. Milli paranın döviz kuru devlet tarafından belirlenmekte, merkezileşmiş rejimin kontrolü uluslararası ticareti engellemekteydi. Bu şekilde kendi kendine yeterli olduğunu iddia eden Mao rejimi Çin’i dış dünyadan tecrit etmekteydi. Günümüzdeyse Çin’in, serbest ticaretin, para ve finansının küreselleşmesi yoluyla dünya ekonomisi ile bütünleştiği söylenebilir.

Kalkınma geniş anlamda, “sosyal, ekonomik ve politik açıdan bir toplumun yapısında geçirmekte olduğu değişim” olarak tanımlanabilir. İktisadi açıdan ele alındığında ise büyüme kavramı ile yakınlık arz etmektedir. “Gerçekte kalkınma ve büyüme kavramlarını ayırmak mümkün değildir çünkü iktisadi büyüme olmadan kalkınma olamayacağı gibi, kalkınmasız bir büyüme de süreklilik göstermeyecektir”. İktisadi büyüme, kişi başına düşen milli gelirin ve üretimin artışı olarak ta tanımlanabilir. İktisadi büyüme, sistemdeki yapısal değişiklikler sonucu oluşabilen ekonomik iyileşmelerin de eşliğinde gerçekleşen, basit ya da karmaşık bir iktisadi birimin boyutundaki sürekli artıştır. Diğer bir ifadeyle iktisadi gelişme “farklı gelişmişlik düzeyleri arasında üretim faktörlerinin elverdiği ölçüde iyiye doğru bir geçiş” olarak ifade edilebilir. İktisadi kalkınma ise bir toplumun, sosyal ve zihinsel olarak geçirdiği, reel üretiminin sürekli bir biçimde imkân verecek değişmelerin birleşimi olarak tanımlanabilir. Bir ekonomide üretim fonksiyonundaki değişmelerin sonucu olan iktisadi gelişme talebin yapısını değiştirmek suretiyle yapısal değişimi, yani iktisadi kalkınmayı sağlamaktadır.’’

MAO, ATATÜRK İLE EŞDEĞER Mİ?

İşte, şimdilerde Amerika Birleşik Devletleri ABD’nin karşısına tek rakip olarak dikilen Çin’in şimdiki durumu böyle. Kimileri, Çin’i bugünkü duruma getirmenin yolunu açan adam olarak Mao’yu, ‘En büyük kurtarıcı’ olarak gösteriyor. Hatta Mao için ‘Çin’in Atatürk’ü’ diyenler de var. Bu benzetmeye karşı çıkanların çoğu, ‘’Atatürk, halkına hiçbir zaman zulüm uygulamadı. Ama Mao’nun zulüm uygulamaları olduğu iddiaları var. Bu nedenle Atatürk benzetmesini benimsemiyoruz’’ diyorlar.

Bekleyeceğiz ve göreceğiz. Bakalım, Atatürk’e benzetilen Mao, bizim ölümünden 81 yıl sonra bile saygıyla ve sevgiyle andığımız Atatürk gibi anılacak mı?

 

 

 

 
Etiketler: Mao,, Çin’in, Atatürk’ü, müydü?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
31 Temmuz 2019
TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER’E UYGULANAN KISITLAMA VE HOLLANDA’DAKİ DEMKRATİK (!) UYGULAMALAR…
262 Okunma.
24 Haziran 2019
HER ŞEY OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ OLUR İNŞALLAH !
152 Okunma.
08 Haziran 2019
DENK PARTİSİ NEDEN SİLİNDİ ?
379 Okunma.
14 Nisan 2019
CAN BARTU, SÜPER BİR BEYEFENDİYDİ…
267 Okunma.
11 Ocak 2019
Sosyal medya canavarı...
5530 Okunma.
19 Aralık 2018
Torpilli olmanın, zirve yaptığı bir dönem yaşıyoruz
2244 Okunma.
29 Kasım 2018
Siyasetin çirkinlikleri
2422 Okunma.
10 Kasım 2018
ATATÜRK’ÜN YURTTA YAPTIĞI EN SON ZİYARET, MERSİN’İN MEZİTLİ İLÇESİNDEKİ POMPEİPOLİS OLDU.
3016 Okunma.
05 Kasım 2018
BENİ ECEVİT GAZETECİ YAPTI
876 Okunma.
01 Kasım 2018
Adab-ı muaşeret (Görgü kuralları)
954 Okunma.
19 Mart 2018
İlhan KARAÇAY'dan Hollandalı futbolcu Elia'ya mektup
9363 Okunma.
13 Mart 2018
Bir bardak suda fırtına koparmak buna denir işte!
1097 Okunma.
09 Mart 2018
Türkiye-Hollanda gerginliğini körüklemeyelim.
1547 Okunma.
23 Şubat 2018
Parlamentoda sağduyulu bir tek Hollandalı yok mu?
2221 Okunma.
25 Aralık 2017
Yeni yıla girerken...
3921 Okunma.
26 Kasım 2017
ATA’MIZ YURTDIŞINDA BİR BAŞKA ANILIYOR VE SEVİLİYOR.
784 Okunma.
25 Kasım 2017
KÖYÜMÜZE DÖNMEYECEĞİZ, FADİME’Yİ DE GETİRECEĞİZ...
949 Okunma.
09 Ekim 2017
Tatsız, tuzsuz geçen bir yaz dönemi
1168 Okunma.
13 Temmuz 2017
HOLLANDA’YI ELEŞTİRELİM AMA HAKSIZLIK YAPMAYALIM.
1277 Okunma.
08 Temmuz 2017
TRT BELGESEL ÇALIŞANI DOSTLARIM KISKANMASINLAR.
824 Okunma.
12 Mart 2017
20 YIL ÖNCE KARAR VERMİŞ VE YAZMIŞTIM: HOLLANDA'YI SEVMİYORUM !
1293 Okunma.
05 Mart 2017
HOLLANDA SEÇİMLERİNDE GÜCÜMÜZÜ GÖSTERMENİN TEK YOLU VAR:
3025 Okunma.
28 Şubat 2017
Aaaah içine tükürdüğüm politika ah!
845 Okunma.
14 Şubat 2017
AZİZ VALANTİNE GÜNÜ'NÜZ, YANİ SEVGİLİLER GÜNÜ'NÜZ KUTLU OLSUN !!!
948 Okunma.
26 Aralık 2016
AVRUPA BİRLİĞİ'NİN DAĞILMASI, AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NİN DAĞILMASINA BAĞLIDIR.
1264 Okunma.
16 Eylül 2016
HOLLANDA’DA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ (!) ve HOLLANDA’DAKİ TÜRK GAZETECİLERE ÇAĞRI.
1378 Okunma.
11 Eylül 2016
KAYA MUTLU
1117 Okunma.
01 Ağustos 2016
NECMİ TANYOLAÇ AĞABEYİMİZİ ANARKEN...
1035 Okunma.
29 Temmuz 2016
BAKALIM BU BİLDİRİ İÇİN DE 'ANKARA'NIN UZUN ELİ' DİYECEKLER Mİ?
1245 Okunma.
27 Temmuz 2016
Ankara'nın uzun elini kesin.
1255 Okunma.
25 Temmuz 2016
Hollanda basınından Türkiye aleyhindeki yayınlardan örnekler:
1414 Okunma.
20 Temmuz 2016
Wikileaks ifşaatından müthiş yorum yapanlar.
1294 Okunma.
18 Temmuz 2016
1980'LERİ YENİDEN YAŞIYORUM
1311 Okunma.
14 Temmuz 2016
IRKÇILIĞA HEDEF OLMAYAN, IRKÇILIK YAPMAKTA BEİS GÖRMEZ
1235 Okunma.
08 Temmuz 2016
SEYRETTİKLERİNİ DEĞİL, SKORA GÖRE YORUM YAPANLAR ÇILDIRTIYOR...
788 Okunma.
07 Temmuz 2016
TURGAY ŞEREN'İN ARDINDAN AĞLIYORUZ...
1119 Okunma.
22 Mayıs 2016
TÜRKLÜĞÜMÜ SORGULAYANLARA … IRKÇILIK YAPANLARA...
993 Okunma.
15 Mayıs 2016
EUROVİSİON FOBİSİNDEN KURTULMALIYIZ:
1150 Okunma.
10 Nisan 2016
Hollanda Türk diasporası içinde neler oluyor?
1365 Okunma.
24 Mart 2016
TARTIŞMASIZ, DÜNYA'YA GELMİŞ EN BÜYÜK FUTBOLCUYDU
1146 Okunma.
27 Kasım 2015
KOCAMAN ADAM AĞLAR MI ? BÖYLESİ DOSTLARI VE SEVENLERİ OLURSA AĞLAR TABİİ !!!
1763 Okunma.
14 Kasım 2015
AVRUPALI'NIN CANI CAN DA, TÜRK'ÜN CANI PATLICAN MI?
1195 Okunma.
12 Eylül 2015
BATIDA DEGİŞEN BİR ŞEY YOK
1394 Okunma.
07 Eylül 2015
TAHAMMÜLSÜZ HOLLANDALILAR HER ŞEYE TAHAMMÜL EDERLER AMA TÜRKLER'E YANİLGİYE HAYIR
1170 Okunma.
06 Eylül 2015
FENERNAHÇEM BENİM...
1099 Okunma.
19 Haziran 2015
DEMİREL’E VEDA EDERKEN
1547 Okunma.
17 Haziran 2015
SÜLEYMAN DEMİREL İLE ANILARIM
1328 Okunma.
10 Şubat 2015
MÜZEYYEN SENAR'IN ARDINDAN
1775 Okunma.
19 Aralık 2014
Avrupa gerçeği
1671 Okunma.
22 Ağustos 2014
Sandığa gidemeyen seçmene kızmayalım
2402 Okunma.
Haber Yazılımı