Yazı Detayı
12 Ekim 2017 - Perşembe 21:19 Bu yazı 232 kez okundu
 
“Neme Lazım Be Sultanım” Deme!
METİN AKGÜN
metinakgun23@gmail.com
 
 

“Neme Lazım Be Sultanım” Deme!

 

 

 

Kanunî Sultan Süleyman, bir gün devletin akıbetini düşünür de;

“Bir devlet hangi halde çöker?”,

“ Bir gün olur da devletimiz izmihlâle uğrar mı?”

Suallerinin cevabını sütkardeşi, meşhur âlim Yahya Efendi’ den mektup ile sorar.

 

 Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır: “Neme lâzım be sultanım!..” Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zat nasıl böyle bir cevap verebilir? Söylenmeye başlar. Nihayet kalkar, Yahya Efendi’nin Beşiktaş’ ta ki mekânına gelir.

Der ki:

- Ne olur sorularıma cevap ver, bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!  
 Yahya Efendi şöyle bir bakar:

  - Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.

 - İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “Neme lazım be sultanım” demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir mana çıkarıyorum.

 Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar:

 “Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de neme lazım deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hale gelir…”

Bu tarihi olayda ifade edilen “Çöküş ve izmihlâl” hususu; devlette yaşanan sosyal çözülmenin, kurumların, kuruluşların, ulusal veya uluslararası dev organizasyonların, hatta devletlerin çöküşlerinin, dağılışlarının kaçınılmazlığındaki görünmeyen temel sebep olabilir

 Tarihte pek çok örneği olmakla birlikte, birey ve toplumda yaşanan değişimleri ıskalıyoruz…

Bu değişim sürecinde; bireyde başlayan, topluma yansıyan, toplumda normalleşen, mahalle baskısı nedeniyle “değişmem gerek” diyen algımız tesirinde, değişen ihtiyaçlarımız, önceliklerimiz veya kendimize bile itiraf edemediğimiz, anlayamadığımız, anlaşılmaz nedenlerle değişmemiz ve şahsiyetimizde yaşadığımız dönüşümlerimiz…

Bireyde başlayan ve aynı zamanda toplumda yaşanan, bazen baş döndüren bu hızlı değişimlerin tesirinde, yaşadığımız sosyal çözülmelerimiz…

 

Kurum/kuruluş/organizasyonlar veya en büyüğü konumunda devletler;  sayfalara sığmayacak ancak tarihte olduğu gibi, günümüzde de yaşanan pek çok “nemelazım” örnekleri sonrasında, dünya siyasetinde, ekonomisinde,  askeriyesinde vb. yaşanan ve domino taşı tesirinde birbirini tetikleyen değişimlere ayak uyduramadığından, değişimi yönetmeyi akıl edemediğinden, arkasında pek çok acı ve gözyaşı bırakarak tarih sahnesinden çekilmeye mecbur kalmıştır. 

 

Kendisi de bir sistem olan organizasyonlar, paydaşları olan diğer organizasyonlar ile beraber karmaşık ilişkiler içerisinde olduğu devasa bir sistemin alt sistemidirler. Değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu hakikati, değişime ayak uyduramayan organizasyonların yaşamasına imkân vermemektedir.

Her ortamda ve her fırsatta yakındığımız bu hızlı değişime olan tepki, sadece eleştiri veya karşı çıkış şeklinde oluyor, sadece yakınıyorsak, yarın çok geç olabilir…

Yakınmalarımızın temel sebebi, uyum sağlayamadığımız bu hızlı değişimi, yönetemeyişimizdendir…  

Değişimin yönetilmesi gerektiğini düşünmeye başlamışsak, bunu yalnız başınıza yapamayacağımızı da bilmemiz ön şarttır.

Ferdi teşebbüslerin sonuç vermeyeceğini anlamalı, takım oyuncusu olarak, paydaş temelinde bütünün ortak eylemi olduğuna dayandırmalı, bütünü inandırmak gerekir…

Bu süreçte en önemlisi; aynı gemide olunduğu unutulmadan, yaşanan problemlerin çözüm sürecinde, değişimde önceliklerin ortak karara dayandırılırken, “Neme Lazım Sultanım” anlayışı terk edilmeli, az bir dünyalık beklenti yönünde yanlışa yanlış, doğruya doğru demenin mesuliyetini, istikbalde hüsrana uğramama yönünde Allah’ın (c.c.) Asır suresinde verdiği evrensel mesajın mana derinliğinde “HAK” noktasında bir ve beraber olmaya bağlı olduğuna inanıp, bu yönde yaşamak, “Benim Hırsızım İyi” demek anlayışından uzaklaşmak gerekmektedir

Küresel boyutta yaşanan değişim rüzgârını, bu değişim rüzgarında savrulmadan yönetebilmemiz istikametinde; “Neme Lazım Sultanım”, demeden yaşayacağımız günlere ulaşmamız dualarımla…

 

                                                                                       Metin AKGÜN

                                                                                      Maarif Müfettişi

                                                         Eğitimde Kaliteyi Geliştirme Derneği Başkanı

 
Etiketler: “Neme, Lazım, Be, Sultanım”, Deme!,
Yorumlar
Haber Yazılımı