DESAM: TÜRKİYE DİJİTAL BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE ÇOK GEÇ KALDI!

DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, Türkiye'nin dijital bağımlılık ile mücadelede geç kaldığını söyledi.

Gençlik Haberleri 24.01.2026 14:09:00 184 0
 DESAM: TÜRKİYE DİJİTAL BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE ÇOK GEÇ KALDI!

Çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumun genelini ve ülkenin geleceğini dijital tuzaklardan ve ekran bağımlılığından kurtarmak için hızla harekete geçilmesi gerektiğini kaydeden DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, şunları söyledi;

 

Dijital dünya, sunduğu sınırsız imkanların ötesinde, denetimsiz algoritmalar ve kontrolsüz içeriklerle evlatlarımızın zihinlerini kuşatan, onları gerçeklikten koparan ve ruhsal bir uçuruma sürükleyen modern bir labirente dönüşmüştür.

 

Dijital çağın sunduğu sınırsız olanaklar, aynı zamanda çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini tehdit eden karanlık birer dehlizler haline gelmiştir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın hazırladığı torba yasa taslağı –ki bu taslak, 15 yaş altındaki çocuklara sosyal medya hesaplarını yasaklamakta, 18 yaşına kadar filtreli içerik zorunluluğu getirmekte ve gece saatlerinde (22:00-06:00 arası) internet erişimini sınırlandırmaktadır– DESAM olarak bizlerin desteğimizi hak etmekle birlikte; dijital bağımlılıkla mücadelede Türkiye olarak daha bütüncül, yenilikçi ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsemeliyiz. Yani bu taslak, yalnızca bir başlangıçtır.

 

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ergenlerin yüzde 13'ünden fazlası mental sağlık bozuklukları yaşamakta ve intihar, 15-19 yaş grubunda dördüncü önde gelen ölüm nedeni olmaktadır.

Sosyal medya kullanımı, bu sorunları tetikleyen ana faktörlerden biridir: Yapılan sistematik derlemelerde, aşırı sosyal medya kullanımının çocuklarda depresyon riskini yüzde 27 artırdığı, anksiyete seviyelerini yükselttiği ve uyku kalitesini bozduğu belirlenmiştir.

 

Pedagojik açıdan, tartışılan bilişsel gelişim kuramları ve sosyokültürel güncel teoriler bağlamında, 7-15 yaş arası çocuklar soyut düşünceye geçiş döneminde empati ve sosyal becerilerini kaybederek, siber zorbalık ve beden imajı çarpıklıklarına maruz kalmaktadır.

 

 

Akademik çalışmalar, doz-yanıt ilişkisini netleştirmektedir: Günde 3 saatten fazla sosyal medya kullanımı, mental sağlık sorunlarını iki katına çıkarmakta, özellikle kız çocuklarında beden dysmorfisi ve yeme bozukluklarını artırmaktadır.

 

UNICEF'in raporu, pandeminin dijital izolasyonuyla çocuklarda yalnızlık ve yas duygularını derinleştirdiğini vurgulamakta, mental sağlığın bir "pozitif süreklilik" olarak ele alınmasını önermektedir. Bu minvaldeki analizler, algoritmaların beyin yapısını değiştirdiğini göstermekte: uzmanlar, 3-4 yaşındaki çocuklarda ekran maruziyetinin beyin hasarına yol açtığını, ebeveynlerin telefon bağımlılığının çocuklara "ekran önceliği" mesajı verdiğini belirtmektedir.

 

Uluslararası sayısız örnekler bu tespitleri doğrulamaktadır: Avustralya'nın 16 yaş altı yasağı, Aralık 2025'te 5 milyon hesabı kapatarak çocuk ruh sağlığında iyileşme sağladı; Çin'in günlük 1-2 saat kısıtlamaları, bağımlılığı yüzde 30 azalttı; Fransa'nın "dijital reşitlik" kriterleri ve İngiltere'nin "Yaşa Uygun Tasarım Kodu" dijital platformları çocuk dostu hale getirdi.

 

OECD analizleri de yaş doğrulama eksikliklerini vurgulayarak, hükümetlerin platformları sorumlu tutmasını önermektedir.

Türkiye'de ise, TÜİK verilerine göre 11-15 yaş grubunda sosyal medya kullanım oranı yüzde 79'a ulaşmış, bu da salgın boyutunda bir bağımlılığı işaret etmektedir.

  

Bu itibarla Türkiye’nin ivedilikle koruyucu, eğitici ve yenilikçi yaklaşımları tespit ederek derhal harekete geçmesi gerekmektedir: DESAM olarak, yasa taslağını desteklerken, yasaklayıcı önlemlerin ötesinde bir vizyon sunuyoruz: Dijital dünyanın fırsatlarını korurken, risklerini minimize eden, AI entegrasyonuyla kişiselleştirilmiş bir ekosistem. Bu vizyon, Bandura'nın sosyal öğrenme kuramı ve Gardner'ın çoklu zekâ yaklaşımıyla uyumlu olup, çocuklarımızı pasif tüketicilerden aktif dijital vatandaşlara dönüştürmeyi hedefliyor.

  

Yaş Doğrulama ve Akıllı Filtreleme Sistemleri: Biyometrik veya AI tabanlı doğrulama zorunlu kılınmalı; platformlar, "makul adımlar" atmazsa ağır cezalar uygulanmalı. Algoritmalar çocuk güvenliği odaklı yeniden tasarlanmalı: Örneğin, Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı “Dijital Adalet Yasası” gibi "bağımlılık yaratan tasarımlar"ı yasaklayarak, olumlu içerik öneren sistemler geliştirilmelidir.

Araştırmalar, etkili filtrelemenin anksiyete riskini yüzde 40 azalttığını göstermektedir.

 

Dijital Okuryazarlık ve Vatandaşlık Eğitimi: Millî Eğitim Bakanlığı öncülüğünde, "Dijital Gelecek" dersi zorunlu hale getirilmelidir. Bu ders, medya eleştirisi, zaman yönetimi ve etik kullanım becerilerini kazandırmalı; gamification unsurlarıyla (ödül sistemleri kullanılarak oyunlaştırma) bağımlılığı yüzde 25-30 azaltabilir.

VR tabanlı simülasyonlarla çocuklar siber riskleri deneyimleyerek öğrenebilir, empati ve direnç, psikolojik dayanıklılık geliştirebilir.

 

 

Aile ve Toplum Destek Ağları: Aile Bakanlığı, ebeveynlere AI destekli atölyeler sunmalı; Yeşilay işbirliğiyle ekran süresi rehberleri (günde 1-2 saat) teşvik edilmelidir. Kimi çocuk koruma uzmanları, internet kısıtlama ve yasaklama politikalarının, özellikle çocuklar ve gençler için, ters tepebileceğini ve onları daha tehlikeli, denetimsiz ve karanlık alanlara (dark web) itebileceği uyarısında bulunarak; ebeveyn kontrollerini önermektedirler. Bu itibarla aile denetimi, davranış sorunlarını yüzde 50 azaltır. Sağlıklı düşünmeye başlayan gençlere şu farkındalık fısıldayacaktır ki; dijital dünya sizi tanımlamaz; gerçek ilişkiler ve yaratıcılıkla geleceğinizi şekillendirin!

 

İzleme ve Araştırma Mekanizmaları: BTK öncülüğünde ulusal "Dijital Bağımlılık Endeksi" oluşturulmalı; AI ile gerçek zamanlı veri analizi yapılarak politikalar güncellenmeli. Okullarda ruh sağlığını önceden güçlendirmeli, yani sorun çıkmadan önce koruyucu ve geliştirici çalışmalar yapılmalı. Çocukların duygusal dayanıklılığını, özsaygısını, stresle başa çıkma becerilerini artırmak için  sınıflarda haftalık "duygusal farkındalık" dersleri; empati, arkadaşlık, çatışma çözme gibi sosyal-duygusal öğrenme programları hazırlanmalı; okul iklimini iyileştirmek adına zorbalık karşıtı kampanyalar, olumlu pekiştirme, öğretmen-öğrenci ilişkilerini güçlendiren programlar geliştirilmeli; spor, sanat, müzik gibi etkinliklerle stres azaltma ve mutluluk hormonu salgılatmaya dönük etkinlikler yapılmalıdır.

 

Ayrıca; çocuk ve gençlerimizdeki ruh sağlığı sorunlarının (depresyon, anksiyete, kaygı bozukluğu vb.) utanç, ayıp, zayıflık olarak görülmesini ortadan kaldırmak adına (çünkü çocuklar yardım istemiyor, "deli damgası yerim" korkusuyla susuyor) bu itibarla; okullarda "Ruh sağlığı herkesin hakkıdır" temalı farkındalık haftaları, posterler, konuşmalar düzenlenmeli; ünlülerin veya öğretmenlerin kendi ruh sağlığı deneyimlerini paylaşması (örneğin "Ben de panik atak geçirdim ve yardım aldım") sağlanmalı; konuşmak zayıflık değil, güçtür" mesajı veren etkinlikler tertip edilmeli; sınıflarda "Herkes bir duygu kartı seçip nasıl hissettiğini söylesin" gibi rutinler düzenlenmelidir.

Yani öğrenciler sorun yaşadığında utanmadan rehber öğretmene, psikoloğa veya aileye açılabilmelidir ki veri temelli müdahaleler yapılabilsin; okullarda ruh sağlığı sorunlarını rastgele değil, gerçek verilere dayanarak tespit edip müdahale etmek ancak böyle sağlanabilir. Yani "Hangi sınıfta, hangi yaş grubunda ne tür sorunlar artıyor?" diye ölçüp ona göre hareket etmek gerekmektedir.

 

Örnek uygulamalar olarak; anonim anketler: Her dönem "Kaygı seviyen ne?", "Uyku düzenin nasıl?", "Kendini yalnız hissediyor musun?" gibi sorular. Okul psikologlarının verileri analiz etmesi: Hangi aylarda intihar düşüncesi artıyor? Hangi sınıfta zorbalık yoğun? Erken uyarı sistemleri: Örneğin, devamsızlık, not düşüşü, davranış değişikliği gibi işaretler bir araya gelince otomatik uyarı (psikolog görüşmesi önerisi). Müdahale programları: Verilere göre hedefli gruplara (örneğin 8. sınıflarda sınav stresi yüksekse o gruba özel stres yönetimi atölyesi). Kısaca: "Tahminle değil, veriyle hareket eden; sorunu erken yakalayan, doğru yerde doğru müdahaleyi yapan bir sistem geliştirilmelidir.

  

Bu itibarla DESAM olarak kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz! Dijital bağımlılıkla mücadelede milli bir eğitim politikamızın olması gerekmektedir. Çocuklarımız gençlerimiz bilmelidirler ki ekranlar araç, sizler kaptansınız; onları yönetin, yönetilmeyin. Ergenlikte yetişkin denetimiyle özerklik dengelenmelidir.

Dijital bağımlılık, sosyal medya kaynaklı ruh sağlığı sorunları gibi güncel tehditlere karşı, sadece yerel çözümler değil; WHO'nun kanıta dayalı, dünya çapında test edilmiş araçlarını entegre ederek daha etkili, tutarlı ve bilimsel bir yaklaşımlar benimsenmeli hatta geliştirilmelidir.

 

Türkiye’de dijital bağımlılık ve çocuk ruh sağlığı bozuklukları her geçen gün artmaktadır. Bu itibarla okullarımızda, ailelerimizde ve sağlık sistemimizde bağımlılıkla mücadele ve ruh sağlığı hizmetlerini güçlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) mhGAP gibi araçlarını entegre etmemiz kaçınılmazdır. mhGAP uygulamasının 2023'te üçüncü edisyonu yayınlandı. Bu uygulama uzman olmayan sağlık çalışanları için tasarlandı. İçeriği; depresyon, psikoz, epilepsi, alkol/madde kullanımı, çocuk-ergen ruhsal bozuklukları, intihar, demans gibi öncelikli durumlar için klinik karar verme algoritmaları (adım adım rehberler), tanı, tedavi, takip ve yönlendirme protokollerini içeriyor. Psikososyal destek, ilaç kullanımı (temel ilaçlar), acil müdahale, önleme stratejilerini de barındırıyor. Basit bir dide ve resimli, pratik: "Eğer şu belirtiler varsa şunu yap, yoksa şuna yönlendir" şeklinde algoritmalardan oluşuyor.

 

Öncelikle ve ivedilikle okul psikologları, rehber öğretmenler, aile hekimleri mhGAP eğitimleri almalıdır. mhGAP rehberleri hemen Türkçe'ye çevrilsin ve yaygın kullanılsın. Dünya Sağlık Örgütü’nün kanıta dayalı protokolleri uyarlanarak ve benimsenerek, yerel politikalar daha bilimsel ve etkili hale getirilsin. Bu sayede dijital bağımlılık kaynaklı depresyon, anksiyete, intihar riski gibi sorunlara erken ve sistematik müdahale edilebilsin. Böylece ruh sağlığı hizmetlerimiz dünya standartlarında, kanıta dayalı ve herkes için erişilebilir olacağı gibi bu durum, özellikle düşük-orta gelirli kesimler için tasarlanmış bir "akıllı çözüm" olduğu için, Türkiye'deki tartışmalarda (sosyal medya kısıtlamaları + ruh sağlığı yatırımları) çok güçlü bir referans oluşturacaktır.

 

DESAM olarak ortaya koyduğumuz bu öneriler, çocuğun üstün yararını merkeze alır; dijital fırsatları korurken, AI ve veri bilimiyle riskleri minimize eder. Sosyal medya yasağı tek başına yetersizdir; dijital medya okuryazarlığı ve rehberlik mekanizmalarıyla bütünleştirilmelidir.

 

 

ARTUKLU HABER AJANSI

1.6° / -0.5°
  • BIST 100

    15811,53%0,87
  • DOLAR

    43,35% 0,25
  • EURO

    51,27% 0,73
  • GRAM ALTIN

    6944,72% 1,57
  • Ç. ALTIN

    11200,48% 2,32