MERSİN NKP'TAN ÇED RAPORU TEPKİSİ

Nükleer Karşıtı Platform; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na sunulan ‘Revize Edilmiş Akkuyu Nükleer Santrali ÇED Raporu'nun içeriğinin bilimsel olmadığını savunarak, içi boşaltılmış ÇED sürecinin durdurularak, Akkuyu nükleer santral projesinden derhal vazge

22.07.2014 16:04:53 0
MERSİN  NKP

Nükleer Karşıtı Platform; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulan ‘Revize Edilmiş Akkuyu Nükleer Santrali ÇED Raporu’nun içeriğinin bilimsel olmadığını savunarak, içi boşaltılmış ÇED sürecinin durdurularak, Akkuyu nükleer santral projesinden derhal vazgeçilmesi için çağrı yaptı.

 

 

Mersin’in Gülnar İlçesi Büyükeceli Mahallesi Akkuyu mevkiinde yapılmak istenen Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile ilgili Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci devam ediyor. Son olarak santrali inşa etmek isteyen Akkuyu Nükleer Güç Santrali A.Ş., ‘Revize Edilmiş Akkuyu Nükleer Santrali ÇED Raporu’nu ikinci defa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sundu. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Dönem Sözcüsü ve Elektrik Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı Seyfettin Atar, öncekiler gibi bu ÇED raporunun da bilimsel olmadığını savundu.

Akkuyu için şu anda yürütülen ÇED sürecinin ülkemizin taraf olduğu Rio, Bern ve Ramsar  Sözleşmelerine ve ÇED Yönetmeliğine aykırı olduğunun altını çizen Atar, ÇED Raporu sürecinin, anti demokratik ve hukuksuz bir şekilde devam ettiğini belirtti.

 

FORMALİTELER YERİNE GETİRİLİYOR…

 

Akkuyu Nükleer Santral projesini tesis yapım ve işletimini üstlenen Akkuyu NGS Elektrik A.Ş.’nin formalitelerini yerine getirmek için hazırladığı revize edilmiş ÇED Raporunun bilimsellikten yoksun, yanlış ve eksik  bilgilerlerle donatılmış, birçok bölümün tercüme edildiği, bir yerlerden kopyalandığı, ülke gerçeğinden uzak ve ciddiyetsiz olduğunu aktaran Seyfettin Atar, raporda nükleer santralin bölgeye vereceği zararların, halka iş vaadi ve ekonomik kalkınma gibi bilimsel olmayan söylemler ile kapatılmaya çalışıldığını söyledi. Santralin çalıştığı sürece ve ayrıca Akkuyu sahasında gömülecek yüzbinlerce ton nükleer atığın yayacağı radyasyon ve soğutma suyunda ve diğer proseslerinde kullanılacak kimyasalların yayacağı zehirli gazların bölgenin ekosistemine, tarımına ve turizmine vereceği zarardan da hiç söz edilmediğini aktaran Atar, “Oysa Akkuyu Nükleer Santrali bölgemizin tarımına ve turizmine çok zarar vereceği ortadadır. Revize edilmiş ÇED Raporunda denizden sağlanacak soğutma suyunun deşarjı denizin suyunu 2-6 derece ısıtacağı gerçeği saklanmıştır, bu ısı artışı denizin ekosistemini bozacak ve Akdeniz Foklarının yaşamlarını tehdit edeceği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

 

DENENMEMİŞ TEKNOLOJİ İLE DEPREM RİSKİ

 

Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralde uygulanması düşünülen VVER1200 reaktör modeli dünyada denenmemiş bir teknolojidir. İşletmeye alınmayan bir teknolojinin yaratacağı riskler hakkındaki bilgi ve deneyim yetersizliklerin ÇED raporunda yazılmamış olması, nükleer enerjinin iyi diğer yenilenebilir enerji modellerinin yetersiz gibi yazılmış olması konu ile ilgili Dünyadaki uygulamaların görmezden gelinmesi ÇED süreci ile ilgili yürütülen tüm çalışmaların bilimsel olmadığı gerçeğini yansıtmıştır.

Depremsellik bakımından Akkuyu’ya yakın  sadece Ecemiş fay hattının olduğunu ve Ecemiş fay hattının Akkuyu nükleer santraline zarar vermeyeceği yazılmıştır. Fakat  bilim insanları asıl zararın Ak kuyu bölgesine yakın olan Kıbrıs Dalma Batma Kuşağı, Ölü Deniz Kırığı, Güney Ege Dalma Batma Kuşağı, Doğu Anadolu kırıklarının vereceğini bu fay hatlarının hareketli olduklarını ve tarihte meydana getirdikleri 7.9 büyüklüğünde depremlerin ve Tusunamilerin binlerce kişiyi öldürdüklerinin belgelendiğini açıklamıştır. Yukarıdaki bilgiler ÇED dosyasında yer verilmemiş olup,işletmeye alınmayan ve deprem bölgesinde olan Ak kuyu nükleer santralinin neye göre depreme dayanıklı olacağına ilişkin soru işaretleri taşımaktadır. Raporda Akkuyu‘’nun ‘deprem bölgesinde olmadığı’ ve 9 şiddetinde olabilecek bir depreme dayanıklı olacak, 20 ton ağırlığında ve 215 m/s hızda bir Phantom RF-4E uçağının çarpmasına dayanıklı gibi açık ve kasıtlı yanıltıcı ifadeler kullanılmıştır. Nükleer santrallerin güvenliği, uçak çarpmasına dayanıklılığı ile test edilemez. Japonya nükleer santrallerde en son teknolojiyi kullanmasına ve bütün nükleer santrallerini 9 şiddetine ve , 20 ton ağırlığında ve 215 m/s hızda bir Phantom RF-4E uçağının çarpmasına dayanıklı olarak inşa etmesine rağmen Fukuşima nükleer santral faciasını engelleyemedi ve bu faciadan sonra ülkesindeki 54 nükleer santralini kapatmıştır. Japonya örneği nükleer santrallerin çok güvensiz teknolojilerin olduğunun bilimsel bir kanıtıdır.

 

ATIKLAR NE OLACAK?

 

Akkuyu nükleer santralinin, Akdeniz’in ikliminin sıcaklığı nedeniyle denizden günlük kullanılacak suyun buharlaşmasının sonuçlarının vereceği zararlar belirtilmemiştir. Günümüzde küresel ısınmanın bir nedeninin su buharının olduğu bir gerçekliktir. Akkuyu’ya 34 kilometre mesafede bulunan Göksu deltasının önemli bir bölümü endemik olan binlerce bitki ve hayvan türü yaşamaktadır. Göksu deltası Akkuyu Nükleer Santral projesi yüzünden çok zarar görecektir. Bu nedenle Akkuyu Nükleer Santral projesi Türkiye’nin taraf olduğu Ramsar, Bern ve Barselona sözleşmesine aykırıdır. İleri çevre teknolojilerinin dahi nükleer atıklara çözüm üretemediği, nükleer atıkların Akkuyu sahasında 10 yıl bekletileceği belirtilmiş olup, 10 yıldan sonra bu atıkların ne olacağına ilişkin yazılan bilgiler yeterli değildir. Dünyada bugün mevcut hiçbir nükleer teknoloji, atık sorununa kesin ve zararsız çözüm bulamamıştır. Bulunan geçici çözümler çok pahalı ve risklidir. Akkuyu NGS Şirketi gerek ÇED raporunda, gerekse internet sitesi ve basın açıklamaların da Akkuyu Nükleer Santralinden çıkabilecek radyasyonlu nükleer atıkların nasıl yok edileceğini ve transferi konusunda güvenli ve tatminkar bir çözüm açıklamamıştır” diye konuştu.

 

KAZA VEYA SIZINTI ÖNGÖRÜSÜ YOK

 

Raporda nükleer santralin kaza riski taşıdığının yazıldığını ancak Çernobil ve Fukuşima nükleer santral facialarının yarattığı geri dönüşü olmayan felaketlere yer verilmediğini bildiren Seyfettin Atar, ayrıca Akkuyu’da meydana gelebilecek olası bir kaza ve sızıntının telafisinin mümkün olmayacağı ve bunun yaratacağı toplumsal zararın sonuçlarının ve alınması gereken önlemlerin ne olacağına ilişkin bilgilerin de raporda olmadığını kaydetti. “Raporda; Çernobil ve Fukuşima kazalarının sonuçları dünya gerçeğini yansıtmamıştır” diyen Atar, şöyle devam etti: “İleri teknoloji olduğu söylenen nükleer santrallerin en ufak kazada ciddi maddi ve manevi zararlar yarattığı, olası bir kazada sadece Akkuyu‘nun değil ülkemizin ve bölge ülkelerinin ciddi şekilde etkileneceği oldukça somut gerçeklerdir

 

Akkuyu için şu anda yürütülen ÇED süreci ülkemizin taraf olduğu Rio Sözleşmesine ve ÇED Yönetmeliğine aykırı bir biçimde sürdürülmektedir. ÇED sürecinde Akkuyu’da  29/03/2012 tarihinde yapılmak istenen Halkın Katılımı Toplantısı usulüne uygun olarak gerçekleştirilmemiştir. Halkın katılımı toplantısı Nükleer Santralin gerçek etki bölgesinde yapılmamıştır. Nükleer Santralle ilgili ÇED sürecinde yerel halk dışlanmış, toplantıya halkın çoğunluğu alınmamış, halkın tepkisi nedeni ile toplantı yapılmamıştır. Nükleer santralin etki alanındaki bu konuda ehil olan meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, belediyeler ÇED sürecine dahil edilmemiştir. Nükleer santralin olumsuz etki alanın tamamında halkın katılımı toplantısı yapılmaması, yapılan toplantılara halkın alınmaması, bu şekilde yoğun hak  ihlallerinin yaşanması Anayasa’nın sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını düzenleyen 56.maddesine aykırı olup, ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelere de aykırıdır. Bu nedenle yürütülen ÇED süreci yasal değildir.

 “BAKANLIK HALKI DUYMAZDAN GELİYOR”

 Yaşanan bu hukuksuzluğun takipçisi olmak adına Mersin halkının nükleer santral karşıtlığında itirazlarını dile getirmek için Mersin ilinde başlatılan  imza kampanyasında toplanan 200 bin itiraz dilekçeleri, İl Genel Meclisinin ve Mersin’de bulunan tüm ilçe ve büyükşehir belediye meclislerinin Akkuyu Nükleer Santraline karşı almış oldukları kararlar, Mersin halkının nükleer santral istemediğinin bir kanıtıdır. Bu kanıtlar 24 Ocak 2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına teslim edilmesine rağmen, bakanlık Mersin halkının itirazlarına cevap yazmamıştır. İtirazlara cevap yazmamak hukuksuzluktur. Yapılan uluslararası sözleşmede Akkuyu’da olası bir kaza ve sızıntının uluslararası tazminatının Türkiye tarafının karşılayacak olması kabul edilemez. Konuya ÇED raporunda yeterince yer verilmemiştir.

 “VAZGEÇİN”

 Raporda nükleer santrallerin ‘sera gazı emisyonuna sebep olmaması nedeniyle avantajlı bir konumda’ olduğu yazılmış olması gerçeği yansıtmamaktadır. Santralin inşaat yapımı için  kesilecek olan ağaçların, inşaat süresince çeşitli malzemelerin taşınması imal edilmesi ve kullanılması aşamalarında ve nükleer santralin işletimi sırasında kullanılacak fosil yakıtın üretileceği karbondioksit vb. gazların nükleer santralin çalıştığı sürece atmosfere yayacağı su buharı sera gazı emisyonu etkisini arttıracağı ortadadır. Akkuyu; Fukuşima ve Çernobil felaketlerine aday iken nükleer felaket ile sera gazı emisyonu miktarlarının karşılaştırmasının yapılması nükleer santrallerin zararlarının üstünü örtmektir. Dünyada örnekleri ortadayken, yöremizde yeni Çernobil’ler ve Fukuşima’lar istemiyoruz. ÇED sürecinde Mersin halkının haklı taleplerine kulak verilmeli ve ÇED sürecinin yasal kurallara ve devletimizin imzaladığı ve yasa hükmünde olan Rio sözleşmesine uygun bir şekilde yapılması gerekmektedir. Mersin halkı Büyükeceli Beldesinde yapılması planlanan nükleer santrale karşı çıkmaktadır. Bu nedenle bu iradenin karşısında içi boşaltılmış ÇED sürecinin durdurularak, Akkuyu nükleer santral projesinden derhal vazgeçilmelidir”.

 

‘’HABERİN OLDUĞU HER YERDE’’

ARTUKLU HABER AJANSI-MERSİN


Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor