Toplumun yaklaşık yüzde 10’unu etkilediği tahmin edilen disleksi, Houston Üniversitesi’nden Elena Grigorenko’nun Journal of Speech, Language and Hearing Research dergisinde yayımlanan araştırmasıyla yeni bir bakış açısı kazanıyor. 40 yıllık genetik araştırmaları inceleyen bu çalışma, disleksinin sadece tek bir genin bozuk olmasıyla açıklanamayacağını bilimsel olarak kanıtlıyor. Ortaya çıkan bulgular, disleksinin değişmez bir durum olmadığını, beynin nöroplastisite kapasitesi sayesinde doğru yöntemlerle yönetilebilen ve etkileri azaltılabilen bir öğrenme süreci olarak değerlendirilebileceğini gösteriyor.
Okuma ve yazma güçlüğü olarak bilinen disleksi; bireyin zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimini de şekillendiren nörogelişimsel bir farklılık olarak karşımıza çıkıyor. Sadece akademik performansı değil, hayatın tüm yönlerini etkileyen bu farklılık, dikkate alınmazsa özellikle yetişkin dönemde anksiyete, özgüven kaybı ve depresyon gibi sorunlara yol açabiliyor.
Bu öğrenme güçlüğünün ortaya çıkışını tek bir genetik bozuklukla açıklayan yaklaşım, yeni bilimsel verilerle birlikte daha bütüncül bir bakış açısıyla ele alınıyor. Houston Üniversitesi’nden Elena Grigorenko’nun Journal of Speech, Language and Hearing Research dergisinde yayımlanan çalışma yaklaşık 40 yıl süren genetik çalışmaları bilgisayar analizleri ve büyük biyoloji veri tabanlarıyla sistematik olarak yeniden inceledi.
Ayrıca çalışma ekibi tarafından disleksi ve okuma süreçleriyle ilişkili olduğu bildirilen 175 aday gen analiz edildi. Araştırma, disleksinin tek bir hatalı gen yerine beynin geniş kapsamlı sinir ağı fonksiyonlarındaki zayıflıklarla ilişkili olduğunu ortaya koydu. Bu genlerin çoğunun insanla birlikte benzersiz biçimde aktive olduğu; genlerin kendisi evrimsel olarak eski olsa da ne zaman ve nasıl çalıştıklarının insana özgü olabileceği belirlendi.
Öğrenme Güçlüklerine Yönelik Yaklaşımlar Bilimsel Verilerle Genişliyor
Bu çalışmanın, disleksinin değiştirilemez ya da sabit bir durum olmadığını gösterdiğini belirten Auto Train Brain CEO’su Dr. Günet Eroğlu, “Aksine, doğru destek mekanizmalarıyla yönetilebilen ve geliştirilebilen bir öğrenme profiline işaret ediyor. Beyin esnek ve öğrenmeye açık bir yapıdır. Sinir ağları arasındaki bu bağlantısal kopukluklar, uygun yöntemlerle yeniden düzenlenebiliyor. Bu da ‘beyni eğitmek’ kavramını bilimsel olarak anlamlı kılıyor.
Her geçen gün gelişen teknoloji, bu alanda daha fazla kişiselleştirilmiş ve ölçülebilir destek imkânı sunuyor. Bilim ve teknolojinin sunduğu imkânlar sayesinde, bireyin potansiyelini merkeze alan daha kapsayıcı modeller giderek güçleniyor. Örneğin nöro geribildirim bu yöntemlerden birini oluşturuyor. Bu yöntem, bireyin kendi beyin aktivitesini gerçek zamanlı olarak fark etmesine ve düzenlemesine olanak tanıyor. Kişiye özel ilerleyen bu süreçte, beyin dışarıdan yönlendirilmek yerine, bireyin kendi niyeti ve katılımıyla öğreniyor. Bu da öğrenme güçlüklerinde daha sürdürülebilir kazanımların önünü açabiliyor” dedi.
ARTUKLU HABER AJANSI-SAĞLIK SERVİSİ
16653,27%1,88
43,60% -0,01
51,73% 0,29
6989,32% 0,67
11651,20% -0,96