Mehmet Kızılkaya


Aynı Geminin Yolcuları mıyız?

“Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi. Her insan mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün. O gün ile aramızda sadece ölüm var.”


Aynı Geminin Yolcuları mıyız?

 

“Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi. Her insan mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün. O gün ile aramızda sadece ölüm var.”

 

Hepimiz aynı geminin yolcuları mıyız?

 

Yeryüzünde hepimiz aynı geminin içerisinde yol alan yolcularmışız gibi gözükse de aslında değiliz.

 

Öyle bir gün geliyor ki, sistemin her sıkışması durumunda burjuva politikacılarının, egemen sınıfın sözcüklerinin aklına daima “hepimiz aynı geminin içerisinde yol alanlarız” tekerlemesinin tekrarı yapılmaktadır. Bizler aslında hiçbirimiz ne aynı geminin içerisinde yol alan yolcularız ne de aynı toplumun içerisinde aynı haklara sahip insanlarız. Neden mi? Çünkü birileri sürekli olarak lüks yaşamın içerisinde, lüks yatların gemilerin içerisinde sefa sürerken, sıradan insanlar, fakir insanlar, zorlu yaşamın çilesini çekmekle beraber küçük kayıkların içerisinde, alt alta, üst üste cefa çekmektedirler. Yeryüzünde fakir insanların yaşam hakkı lanetlenmiş lastik botların içerisinde ölümle boğuşmalarının fotoğraflanmış halidir.

 

İşte tam da bu düzensizliğe Korona virüs (covid-19) öylesine ideolojik bir deprem yarattı ki ‘gemi’ retoriği yeniden birilerinin aklına gelmeye başladı… Bu virüsün ve benzerlerinin peydahlanmasında ezilen ve sürekli olarak sömürülen sınıfların, yeryüzünün lanetlilerin bir dahli yok lakin, ona asıl mutahap olan küresel oligarşi ve çevresi değil, zenginlerin zenginliğini üreten yoksullar, sıradan insanlar ve emek sarf eden emekçiler... Sizler hiç emek veren işçilerin arasında, belediye otobüslerinde, metrolarda bir kapitalist patronu, bir zengini, bir milletvekilini ya da bir medya patronunu gördünüz mü? Yahut onlardan kaçına kaç kez rast geldiniz?

 

Korona virüs (covid-19) yeryüzünde iki şeyi daha açık bir hale getirdi:

 

Kapitalist dünya sisteminin ne kadar ciddi manada kırılgan bir zeminin üzerinde durduğunu, ne kadar da kırılgan olduğunu açık bir şekilde gösterdi. Bir diğer önem arz eden durum ise; kapitalist devletlerin salgınla mücadele yeteneğinin ne kadar da yetersiz kaldığını ortaya çıkardı. Şöyle ki, kapitalist sistemde ‘değerli olan insan değildir, onun yarattığı ve her zaman kâr etmeyi sağlayan şeyler, metalardır… Öyle ki kapitalistler de insanları insan olarak görmezler ve öyle de davranmazlar. Yoksa aksi bir durum ortaya çıkar ve kapitalist olmazdı.

 

Gerçek şu ki, göreceli olarak güvenliğinin tadını çıkaran ayrıcalıklı seçkinler, kâr etmelerini sürdürmek için sürekli olarak işçilerin daha yüksek enfeksiyon riski ortamında olmalarını göze almaktadırlar. Bu Korona virüs (covid-19), insan yaşamından ziyade kârın öncelikli olduğu çürük ve kalpsiz kapitalist sistemin doğasını en iyi şekilde ortaya koyduğu bir süreçten ibarettir.

 

Kapitalizmin sorun çözme yeteneğinin olmadığı ve bununla beraber ister sosyal, ister ekolojik, ister sağlık, ister ekonomik mahiyette olsun her seferinde sorunların daha da çoğaldığı ve ortaya çıkan sorunlara hiçbir çözüm bulunmadığı gerçeğinin de gözlerden kaçmadığı görülmektedir.

 

İçinde bulunulan durum bir sürdürülmezlik durumun tam da kendisidir. Adeta bir uygarlık krizle karşı karşıya kalınmıştır. İnsanlık ve uygarlık kritik bir eşige gelmişken çözümün aktörleri bu süreçten zarar gören insanlığın daha da zarar görmesi için kapitalizmin aktörlerini, kapitalist sistemi alkışlamaya devam etmektedirler.

 

Bu vesileyle,

İnsanlığın ve uygarlığın geleceğini karartmaya devam edeceklerle aynı geminin yolcuları değil, onlara karşı olup çözüm odaklı çalışanlarla yol almak dileğiyle…

 

Vesselam.

 

Mehmet KIZILKAYA