DÜŞ ARTIK YAKAMIZDAN,
İnsanların refah düzeyini arttırmak, huzur ve güvenliğini sağlamak, yaşam koşullarını iyileştirmek, ülkenin itibarını korumak için konuyla ilgili yasama faaliyetlerinin yapılması gereken TBMM'de ;
Meclis Başkan Vekillerinden tutun,
Genel Başkanlara,
Bakanlardan,
Grup Başkan Vekillerine,
Parti Sözcülerine ve
milletin vekillerine kadar kullandıkları dil, siyasette gelinmiş noktanın tam anlamıyla bir göstergesidir.
Ülkenin gözbebeği TBMM'yi Alice Harikalar Diyarına çevirdiler.
Bulundukları konumu, işgal ettikleri makamları düşünmeksizin yapılan değerlendirme ve açıklamalarda bulunan muhteremler, vatandaşın aklıyla alay etme yarışına girmiş gibi.
Bol keseden ve fütursuzca savurdukları söylemlerle,
allak bullak olmuş ekonomik göstergeler karşısında aritmetiği bozulmuş vatandaşın ;
fiziği ve kimyasından sonra psikolojisini de iyiden iyiye bozdu.
Kafaya honiyi geçirip dolaşmaya az kaldı.
"Emekli vatandaşları sefaletten kurtarmak için gerekli düzenlemeler yapılmalı" diye kükreyen bir Genel Başkan, düzenleme yapılmasını öngören önergeye sırf CHP'den geldiği için red oyu kullandırırken, emeklinin sefaletini sürdürecek AKP'nin önergesine kabul oyu verdiriyor.
Bir Sayın Bakan, enflasyonun düşmemesinin olumsuz hava koşullarına bağlı olduğunu söyleyerek zekayla alay etmenin dozajını arttırıyor.
Bir başka Sayın Bakan kameralara "HSK Başkan Vekili, Cumhuriyet Başsavcısı, AK Parti İl Başkanı ile birlikte karlar altında dolaştık" şeklinde açıklama yapmakta hiç sakınca görmüyor.
Bir de ;
bir simiti üç parçaya bölüp parkta güneşlenen emeklilere ikram eden bir Sayın Bakan'ın televizyon ekranlarına yansıyan güler yüzü unutulacak gibi değil.
450 bin lira maaşla geçinemediği açıklamasında bulunan milletvekili, bu tavrıyla vekili olduğu milleti ne kadar acıttığının farkında olmayacak kadar duygu yoksunu.
Yeni koltuğunu sağlama bağlamak için, yaptığı veciz konuşma ve çaktığı okkalı asker selamıyla kendini hafızalara kazıma başarısı gösteren transfer bombası bir milletvekili kardeşimiz de 20 bin liralık emekli maaşının yeterli olduğunu belirtirken, muhalefete üzerine tepinmekle suçlaması yapıyor.
Partisinin "alkışlamaktan sorumlu" olarak atadığı Grup Başkan Vekili ise ;
emeklinin maaş düzenlemesi konusunda aceleci olması gerekmediğini, ilerde Gabar petrolünden elde edilecek gelir sonrası düzenleme yapılabileceği müjdesini pür neşeyle veriyor.
Muhalefet sözcülerinin emeklinin mağduriyeti konusundaki konuşmaları arasında, iktidar kanadına yönelik "bu durum karşısında utanmıyor musunuz" sorusuna, kocaman bir utanmazlık gösterip "evet utanmıyoruz" diyen bir başka Grup Başkan Vekili'nin daha sonra emekliler için "garibanlar" sıfatını kullanması, ardından yan çizip "onlara minnet borcumuz var" demesi, hemen peşinden "emekli elimizi öpecek" şeklindeki açıklamasının karşılığı pozitif bir kavram bulamıyorum.
Bir Meclis Başkan Vekili'nin oturum esnasında oturduğu koltuğu başka koltukla karıştırarak uygunsuz üslupla genel kurulda bulunan milletvekillerini azarlaması konusuna ve Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı'nın son konuşmalarından birinde kullandığı talihsiz ifadesine de değinmek gerek diye düşünüyorum.
Gelişmelerin yarattığı konjoktürle büyük katılımların sağlandığı mitinglerini sürdüren Ana Muhalefet Lideri,
her ne kadar Ekrem İmamoğlu ağırlıklı olsa da coşkulu kalabalıklara başarılı bir hitap tarzı ortaya koymakta.
Ancak Çorum'da beklenmedik düzeyde bir kalabalığa hitap ederken, siyasi literatürde olmayan ve olmaması gereken kullandığı ifade, uzun süre konuşulacak cinsten.
Yaptığı tüm mitinglerde ve televizyon konuşmalarında erken seçim vurgusu yapan Genel Başkan, Çorum'da da aynı konuyu tekrarlayıp aynı zamanda iktidar Partisi Genel Başkanı olan Sayın Cumhurbaşkanı'na "hodri meydan" diyor :
"Gel İstanbul Belediye seçimini yenileyelim. Sen kazanırsan ben siyaseti bırakacağım, biz kazanırsak erken genel seçim sandığını getir. Hadi hodri meydan..."
Buraya kadar yerinde bir davet.
Sonrasında tarihe not düşülecek nitelikteki ifadeyle devam ediyor:
"düş artık yakamızdan"
Kabul edilemez bir ifade.
Siyaseten, hele hele iki genel başkanın biribirine karşı kullanmaması gereken bir ifade.
Gerçekten talihsiz bir ifade.
Sonuç itibariyle ;
son zamanlarda, yukarda ancak birkaç tanesine değindiğimiz ; *birilerinin dalga geçmek,
*bazılarının güç zehirlenmesi,
*bir başkasının zekayla alay etmek,
*birilerinin argo değimle kafayı bulmak olarak tanımladığı bu davranış biçimi aslında ;
*diyalog eksikliği,
*cevap verme yetersizliği,
*konuyu doğru okuma beceriksizliği,
*konuşmuş olmak için konuşma girişimi ve hepsinin toplamı ;
bilgi,
birikim ve
yetersizliktir.
Bu meziyetlere sahip olmayanlar Şekil A'da görüldüğü gibi gerçek kişiliklerini göstermiş oluyor.
ARTUKLU HABER AJANSI-MARDİN


