Mehmet Kızılkaya


İnsanı Körleştirip Kısırlaştıran Duygu: EGO

İnsanları yaşamlarının her noktasında körleştirip hem fiziksel hem duygusal hem de psikolojik manada kısırlaştırıp onları köle haline getirmekle beraber yaşanılan çağın en büyük ve en etkili hastalığı EGO’dur.


İnsanı Körleştirip Kısırlaştıran Duygu: EGO

 

İnsanları yaşamlarının her noktasında körleştirip hem fiziksel hem duygusal hem de psikolojik manada kısırlaştırıp onları köle haline getirmekle beraber yaşanılan çağın en büyük ve en etkili hastalığı EGO’dur.

 

Freud, “Ego, şahlanmış bir at üzerindeki şovalye gibidir.” der.

 

Ego, yaşam alanının içerisinde meydana çıkan ve çıkmasına sebep olan bütün bencilliklerin anasıdır. Kişilerin kendi çıkarları doğrultusunda ve kendi yaşamlarını göz önünde bulundurma durumunun çizilmiş resmidir.

 

Kişi ve kişilerin rahatlığa ve doyuma ulaşmaları için her yolu kendilerine mubah görenlerin ve görmekte olanların kapıldığı edepsiz duygunun tam da kendisidir. Ego, insan yaşamının her noktasında yıkıcı bir durum teşkil etmekle beraber, insanlığa karşı bütün duyguları kısırlaştıran zehrin kendisidir.

 

Ego, yaşanılan çağda insanlığı köreltip kısırlaştıran, duygusuz bırakan en etkili silahtır. Merhametli insanlardan olmanızı imkansız kılmakla beraber vicdandan yoksun insanlardan eyler ki vicdansızların ve merhametsizlerin sığındığı ve de medet umduğu kölelik sisteminin baş mimarıdır.

 

Ego’ya sahip insanların kendi dünyası karanlıktır. Vicdansızlık, merhametsizlik, ahlak bilmezlik, edepsizlik ve daha birçok kötü duyguları kendisinde barındırmaktadır.

 

Ego’ya sahip insanlar kendilerine güvenmemekle birlikte başkalarına da asla güven vermezler. Öyle ki, onların varlığı başta kendilerine olmak üzere herkese zarardır.

 

Ego’ya sahip, insanlar hiç kimselere güvenmezler ve onlardan da her zaman kötülük beklemekle, kendilerine her zaman itaat edilmelerini isterler. Devamlı şeytanlıklarını konuşturmakla beraber, fitneden fesatlıktan ve üç kağıtçılıktan da sürekli olarak beslenmeye çalışırlar. Kendilerini sürekli olarak haklılarmış gibi savunma mekanizmalarını devreye koyar dururlar. Onlar ki, yalnızca kendilerine odaklı bir yaşam sürdürmek peşindedirler.

 

Ego duysunun kölesi haline gelmiş karakterden yoksun kişi(ler) kendilerine her zaman itaat edilmesini isteyen duygular içinde yüzmeye çalışırlar. Yüzmeye çalışırlar lakin ne yazıktır ki, onların yaşamı hem madden hem de manen huzuursuzluklar içerisindedir.

 

Ego, bir hastalık türü olmaktan ziyade bir kaybedilişin habercisidir. Vicdanın, edebin, ahlakın ve daha birçok güzel duygunun çöküşü demektir.

 

Kendi varlıklarını devam ettirmek için ego’yu bir amaç olarak kullanan edepsiz ve ahlaksızların en büyük düşmanı yine kendi ego’larının olduğunu bilmezler.

 

İnsan yaşamının her noktasında ego başrol oyuncusu olarak kendi hastalığının lideri konumundadır. Bu başrol oyuncusu yaşamın bütün vicdansızlıklarını, edepsizliklerini, fitneciliği, ahlaksızlığı ve daha birçok zehirli duyguları ortaya çıkarıp iyi bir oyuncuymuş gibi onu piyasaya sürmekle beraber kendisini ucuza satmasına da ön ayak olmaktadır.

 

Ego, sahibinin ruhunu bedenini kemirip parçalayan durumun çizilmiş resmidir.

 

İş hayatı yaşamında da bu böyledir. Altların ve üstlerin ilişkileri egoyu doyurmak için çok iyi bir araç haline gelir. Ego, insana aşağılık hissini veren zehirli bir duygunun kendisi olmakla beraber bu aşağılık hissi insanlığı rekabete sürüklemekle birlikte hep bir üste çıkıp altındakileri ezme çabalarını oluşturmakla meşgul olunmaktadır.

 

Bir noktalara gelmek için her şekilde ispiyonculuk, fitne fesatlık, hainlik, dedikodu, adam kayırma yapanların en göze çarpan ve onu vicdansız kılan en uç noktası ego’sunun kendisidir.

 

Ego, yalnızca kendilerini dinleyen, kendi bildiklerini okuyan ve dengesiz düşüncelerle hareket edenlerin dünyasında yer alan zehirli duygunun kendisidir.

 

Ego, yaşamınızın her noktasında mantıksız davranışları sergilemede ön ayak olur. Çünkü egonuz, sizleri her zaman haklı çıkarmak ister. İnsanların hiçbiriyle mantıklı yahut faydalı birer iletişim kurmaz, önemsenen tek şeyin haklı ve galip çıkılma durumudur. Bu adice yolda elinden gelen bütün pislikleri yapmaktan çekinmez. Fakat unutulan bir şey vardır ki, ego sahipleri asla kazanamazlar. Onlar kaybetmeye mahkum bırakılmış birer zavallı yaratıklardır.

 

Ego, sadece sahibini körleştirir. Onun yaşamını dünyasını beynini ve vicdanını tamamen kısırlaştırır. Ve öyle bir hale getirir ki onu yaşamın her alanında herkes ona bir hain gözüyle bakar, bir edepsiz olarak görür, ahlaksız olarak gösterir.

 

Ego’ya sahip karakterden yoksun kişi(ler), kendilerini sağlıksız bir hırsın ve rekabetin içerisinde bulurlar. O hırs ve rekabetin yanında kendilerinin ürettiği fitneyle fesatlık duygularıyla beraber herşeye ulaşırım düşüncesine sahip beyinden ve vicdandan yoksun insanların kendisidir. O hırs ve rekabet onları her geçen gün yokluğa mahkum bırakacaktır.

 

Kendi ruhlarını egolarının kölesi haline getirmiş zavallıların yaşamı edepsizliklerin ve ahlaksızların toplanıldığı çukurun en dip yerinde yer almakla, kendi dünyalarını karanlığa boğarak vicdansızca yaşamayı mutluluk sanan kimsesizlerdir.

 

Vicdanını, beynini, yüreğini ve daha birçok duygusunu egolarıyla beraber kısırlaştırıp yitiren ve o egonun kölesi haline gelmiş kişi(ler) yaşamın içerisinde birer fazlalılık olmakla birlikte en önemsiz kişiliğe sahip kişiliksiz insanlardır.

 

İnsanların duygularına, sözlerine, hal hareketlerine, ahlaklarına, edeplerine, duygu ve düşüncelerine saygı duymayan, egoya sahip körleşmiş, karakterden yoksun kişilerin yaşamında mutluluk olmadığı gibi başkalarına zarardan başka hiçbir şey vermeyen önemsiz kişilerdir.

 

Ego’la yaşamaya devam edenlerin sonu kimsesiz ve çaresiz kalınmışlığın esiri olmaya mahkum edilmiş zavallılardır.

 

Egosu olmayan insanlardan olmanız ve egosuz yaşamın içerisinde yer almanız duygusu ve temennisiyle...

 

Şen ve Esen Kalınız.

 

Mehmet KIZILKAYA