TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER’E UYGULANAN KISITLAMA VE HOLLANDA’DAKİ DEMKRATİK (!) UYGULAMALAR…
Aşağıda yazacaklarımı okuyanlar inanmakta zorlanacaktır.
İşte o nedenle demokratik kelimesinin ardından, ciddiye alınmayan, dalga geçilen anlamındaki (!) işaretini koydum.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum:
Türkiye’ye göç eden Suriyeliler için söylenen aşağılayıcı ve horlayıcı ifadelerin hiçbirine itibar etmiyorum. Zira biz de yaşadığımız dış ülkelerde aşağılayıcı ve horlayıcı ifadelerden muzdaribiz.
Ben de bazen Suriyeliler’e yapılan pozitif ayrımcılığı örnek göstererek, ‘Suriyeli’ye ehlen sehlen, gurbetçiye tu kaka’ başlıklı yorumlar yazdım. Suriyeliye verilen otomobil sokma hakkının, gurbetçilere neden verilmediğini sorguladım. Suriyeli aleyhtarlığıymış gibi görülen bu çok hafif eleştirime bile, ‘Seni gidi ayrımcı seni’ gibi tepkiler aldım.
Ama, yukarıda da yazdığım gibi, ben şahsen ayrımcılığa, aşağılamaya ve horlanmaya prim vermeyen bir ideolojiye sahibim.
Şimdi gelelim Suriyeliler meselesine.
Son günlerdeki gündem konusu, İstanbul’da kayıtlı olmayan Suriyelilerin, kayıtlı oldukları yerlere gönderilmesi. Bunun için kıyametleri koparanlar var.
İyide, şimdi ben size, ‘Hollanda’da pek çok belediye, kentleri ile ekonomik bağı olmayan kendi vatandaşlarına bile iskân izni vermiyor’ desem inanır mısınız?
Bu konuyu yıllar önce, ‘İstanbul’a herkesi sokmayalım’ diyenlere, ‘Ne yani kendi ülkemiz içindeki bir şehre pasaportla mı gireceğiz’ diye doğan tepkiler sonrasında ele almış ve yazmıştım. Hatta rahmetli dostum Hasan Pulur başta olmak üzere, pek çok yazar bu görüşüme yer vermişlerdi.
İsterseniz o zaman rahmetli Hasan Pulur’un yazdıklarına bakalım:
Hasan Pulur
h.pulur@milliyet.com.tr
Hollanda demokrasisi!
İLHAN Karaçay, uzun yıllardan beri Hollanda'da yaşayan ve çalışan bir Türk gazetecisidir; gönderdiği karttan anlaşıldığına göre şimdi "Çay Press" adında bir ajansın "editörü"dür.
"Değerli dostlarım!" diye başladığı mektubun ilk cümlesi şöyle:
"Ülkemizde, Avrupalı'ya göre, antidemokratik sandığımız bazı gelişmelere dikkat çekmek istiyorum. Avrupalı uyguladığı zaman normal, biz uyguladığımız zaman antidemokratik sayılan iki örnek vereceğim."
Bizim dediğimiz de bu ya, özellikle "entel" takımının, ya da "Yeni mandacılar"la, "Numaracılar"ın demokrasi adına atıp, tutmaları...
Gelelim İlhan Karaçay'ın örneklerine...
* * *
HATIRLARSINIZ, bir ara, İstanbul'a göçün sınırlandırılması, önlenmesi lafı ortaya atılmıştı. Hemen itirazlar başladı, böyle bir şey antidemokratik olurdu, ne yani, insanlar kendi ülkelerinde pasaportla mı dolaşacaktı? Bu, insan haklarına aykırı olmaz mıydı?
Bu görüşler ağırlık kazandı ve bir daha kimse bu konuda ağzını açmadı.
* * *
İLHAN Karaçay, buradan yola çıkarak önümüze bir Hollanda örneği getiriyor:
"Demokrasinin beşiği Hollanda'nın büyük kentlerin ve küçük köylerdeki belediyelerin çoğu, ülke içi göçü sınırlamıştır. Rotterdam'da ikamet eden bir Hollandalı bazı şartları yerine getiremediği takdirde Amsterdam'a göç edemez. Bu göçün gerçekleşmesi için, göç etmek isteyenin Amsterdam kentinde resmen bir işe girmesi veya bir işyeri açması şarttır.
Benim ikamet ettiğim, Amsterdam'ın sınır komşusu Abcoude köyünün nüfusu 5 bindir. Bu köye göç etmek isteyen kişinin burada iş bulması imkansızdır. Zira bu köyde işyeri yoktur. Ama bizim belediyemiz kendi kuralını koymuştur:
- Bu köyde ikamet edecek olan kişinin kiralayacağı evin aylığı 2000 guldenden, satın alacağı evin değeri de 300 bin guldenden aşağı olmayacak."
* * *
GÖRÜLÜYOR ki, yerel yönetimler, sınırlarının içine girecek kişinin işsiz, fakir ve aç olmamasına çok dikkat ediyorlar.
"Bu uygulama ile insanların gezme ve ziyaret özgürlüğü kısıtlanmıyor. Sadece iskân özgürlüğü kısıtlanıyor. Bunu uygulamak da zor değil. Ev kiralamak ve satın almak isteyenler belediyelerden iskân izni, almak mecburiyetindedir. Aksi takdirde kiralama ve satış geçerli olmaz. Hollanda'da dışarıdan göç edeceklerin özgürlükleri kısıtlanırken, yörede yıllardır vergisini verip kurallara uyan halkın demokratik hakları korunuyor. İstanbul'a göç eden işsiz, evsiz, barksız insanların kent halkına yüklediği külfeti hesaba katarsanız, Hollandalıların bu konudaki haklılığı anlaşılır."
* * *
BİR zamanlar TRT'de "Antalya'da mutlu bir Hollandalı" diye bir şarkı söylenirdi.
İşte size "Mutlu Hollandalı"dan demokratik bir görüntü...
************************************************************
Hollanda’daki durum o zaman neyse, şimdi de öyle.
Durum şu: Hollanda’da pek çok kentin belediyesi, kentlerinde doğmayan ve ekonomik bağı olmayan kişilere iskân izni vermiyor. Yani, Amsterdam’da kayıtlı biri, Utrecht’te bir ev satın almaya ve kiralamaya yeltendiği zaman, Utrecht ile ekonomik bağı yoksa (çalışma ve işyeri açma gibi) bu isteğine nail olamıyor.
Bir şartla tabii: Örneğin, kiralanacak evin kira bedeli 2000 euronun, satın alınacak evin bedeli 300 bin euronun üzerindeyse, bu izin veriliyor. Yani Utrecht belediyesi diyor ki: ‘Kardeşim varlıklıysan benim belediye sınırları içinde ikamet edebilirsin.’
Hollanda’daki bu uygulama, çok kimse tarafından bilinmez. Ancak başlarına gelenler bu durumdan haberdar olur. Bir belediyede görev yapan eski bir dostum bile bu konuyu bilmiyordu. Konuyu tartışırken, belediye görevlisi eski dostum bile ‘Hadi canım sen de olur mu böyle şey’ diyebilmişti. Ama daha sonra internetten aldığım kuralları gösterine o da çok şaşırmıştı.
Şimdi, Hollanda gibi, demokrasinin beşiği sayılan bir ülkede böylesi uygulamalar varsa, Türkiye’de neden olmasın?
Aslında, bırakın Suriyelileri, Türkleri bile İstanbul’da ikamet ettirmek istemeyenlere hak vermek doğru olmaz mı?
Dikkat ediniz, ‘İstanbul’a girmelerine’ değil, ‘İstanbul’da ikamet etmemelerine’ deniliyor.
İstanbul’a işi olmadığı halde göç edenlerin, ev kiralama ve satın almaları yasaklansa, o güzelim şehirdeki çirkinlikler sona ermez mi?
Su sıkıntısı, temizlik sıkıntısı, trafik sıkıntısı, eğitim sıkıntısı gibi daha pek çok sıkıntı bu dengesiz nüfus artışından kaynaklanmıyor mu?
İstanbul’da işi gücü olan yasal mukimlerin çektiği her sıkıntının kaynağı, oraya işi gücü olmadığı halde gelip kayıt olabilenler değil mi?
Avrupa’dan örnek almak tabii ki her zaman doğru değildir.
Ama güzel örnekleri almak da refah getirir.
Kalın sağlıcakla,
İlhan Karaçay